Anadolu’nun Ortasında Bir Sanat İmecesi

IHLARA-GÜZELYURT/GELVERİ  ULUSLARARASI 2. SANAT YAZ AKADEMİSİ

Son yıllarda ardı ardına yaşanan siyasal ve sosyal karmaşanın getirdiği birçok önyargılar zinciri istense de istenmese de bireysel ve kurumsal olarak kimi kurum ve kuruluşlarca yapılan işleri, atılan adımları sil baştan sorgulamayı gerektiriveriyor. Sizleri bilmem ama ben bu bağlamda yoğurdu üfleyerek yiyenler grubundayım artık, çok eleştirildiğim bütün iyimserliğime ne oldu ise.

Geçtiğimiz aylarda fakültemizin de katılımı ile Aksaray ilinin bir küçük ilçesinde Sanat Yaz Akademisi etkinliği planlanırken sosyal yapısı iyice tartışılır hale gelen Anadolu’da ve özellikle Orta Anadolu il ve ilçelerinde; hele küçük bir ilçede çok katılımcılı bir sanat hareketinin ne gibi olumsuzluklar da getirebileceğini düşünmeye başlamıştım. Hatta sanat denen gizemli etkinliğin bütün olumluluğunu bir tarafa bırakarak olumsuzluklar sıralaması kurgulamaya başlamak gibi.

Bu kaygılar içinde gittik Aksaray’a ve oradan Güzelyurt-Gelveri ilçesine. Aksaray Niğde yolu üzerinde,40.km’de gelip geçenin dikkatini pek çekmeyen ama içine girince anlaşılan gizli kalmış bir tarihi hazine. Güzelyurt denince Kıbrıs’taki adaş belde ilk akla gelendir kuşkusuz. Yakında kardeş kent olacaklar zaten.

Bizim sanat etkinliği yapacağımız bu ilçenin eski tarihi adı Gelveri, Karballa-Kalvari. Bu isimlerle otel-lokantalar var ilçede bugün. Çok akıllı devlet erkinin ad değiştirme merakı yüzünden yeni adıyla Güzelyurt. Bu arada anılara da gidip geliveriyor insan: Benim doğduğum köyün adı da Manastır idi, balkan türkülerinde geçen ne çok sevdiğim bir isim. Bu adı değiştirerek Üzümlü yapıverdi bir kesim sivri akıllı.

Gelveri tarihi bir yerleşim bölgesi. Hasan Dağının en güzel görülebildiği yerlerden biri. Tıpkı bölgenin Göreme, Avanos, Uçhisar gibi diğer özellikleri içinde, ancak daha çok keşfedilmemiş yerlere ve özelliklere sahip. Ihlara vadisinin benzeri bir ilginç vadinin uç bölgelerinde kat kat taş kemer mimarisiyle ilginç bir kentleşme örneği. Birbirine geçişli, çok amaçlı, çok sağlıklı planlanmış ve yüzyıllara meydan okumayı ve kimi insanlarımızın bütün yıkıcılığına direnmeyi başarabilmiş her yönü ile insani bir mimari.

1924’te Lozan’ın getirdiği mübadele anlaşması sırasında buranın kurucuları olan Anadolu Rumları Kavala Bölgesine göç etmişler; orada yaşayan özellikle Selanik bölgesindeki Türkler de bu bölgeye yerleştirilmişler. Bu nedenle her yıl eski Kalvari/Gelverililer ta oralardan kalkıp eski topraklarını, evlerini, barklarını görmeye geliyorlarmış. Son yıllarda gittikçe azalmış eskiler, yaşları gereği pek çoğu yaşamdan çekildiklerinden. Şimdi çocukları, torunları gelip burada Ağustos ayında şenliklere katılıyorlarmış, kim bilir hangi duygu girdapları sarmalında. İki taraflı tarifsiz gurbet sancıları. Ne anıların, ne hayallerin yerle bir edildiği. Bunların romanları, öyküleri, şiirleri niye yok edebiyatımızda-kitaplıklarımızda. Tarih yazıyla başlar denir hep. “Yazarsan tarih, yazmazsan masal” hatta yok olur böyle insani değerler zenginliğinin belgesi, hazinesi şeyler.

Bu tarihi birikimden geride ilginç mimari yerleşimle birlikte muhteşem bir Kızıl Kilise, Yüksek Kilise, Cafarlar Kilise, Koç Kilise,   Manastırlar Vadisi’nde Kalburlu, Kömürlü, Sivişli Kiliseler kalmış. Kullanmasını bilen akıllı bir yönlendirmeyle sınırsız bir inanç turizmi kaynağı. Bilinçli bir yaklaşımla değerlendirmesini ve satmasını bilene. Gelveri’deki tarihi zenginliğin onda birine sahip olmayan İspanya’da Toledo tarihi kenti geldi aklıma buraları görünce: Kentin girişinde yüzlerce turist otobüsü ile. Buralarda kimse yok. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Dış İşleri Bakanlığı yepyeni bir anlayışla akılcı bir turizm seferberliği başlatmak zorunda. Mevcut mantıkla olmuyor bu işler.

Zaman içinde Gelverililer özellikle Ankara’ya taşınmaya başlamışlar “iş” için, “okumak” için. Klasik Anadolu gerçeği. Ankara’daki Gelverililerin sayısının 30-35 binlerle ifade edilmesi bundan. Artık geri dönüşler de yoğun. Emeklilerin, varsılların ana/ata mülklerine sahip çıkma ve eski evlerini onararak yaşanır hale getirme çabalarının arttığını gösteren güzel örnekler var.

Ben bu tavrı çok takdir ediyorum: Yaşamlarının sonuna yaklaştıklarının bilincinde insanların bu tarihi mirasın yok olup gitmemesi için verdikleri bir mücadele gibi görüyorum. İlk bakışta “kendisi için” gibi gözüken bu tutum, özünde bu ülkenin değerine sahip çıkma açısından da düşünülmelidir. Bir batı kentinde çok iyi gelir getirebilecek, rantiyeye bağlı evler-mülkler almak varken; ondan daha fazlasını bu eski püskü evleri onarmak için harcamak her baba yiğidin harcı değil günümüzde. “Vefa” demek ki buralarda hâlâ en önemli insani değer.

Bu kapsamda değerlendirilebilecek çok güzel örnekler gördük, hayranlık içinde kalarak. “Keşke bu bilinçlenme 30-40 yıl önce yaşansaydı, İlçe yerlilerinin iç sızıları içinde anlattığı nice değerler yok olup gitmeden” diyerek.

Bu yazı tarihi bir değerlendirme amaçlı değil. Asıl söyleyeceklerimiz aşağıda özetlediğimiz sanat etkinliği sayesinde bu yöre insanının bizim ön yargılarımızı yerle bir eden ilginç özellikleri.

Bir tanımımızla burası “çöl ortasında vaha”. Aydın, hoşgörülü, sevecen, selamsız geçmeyen, ikramda bulunmak için yarışan, o zamana kadar bu denli farklı tavırlar içindeki genci bir arada görmemelerine rağmen onların tavırlarına, giyim ve kuşamlarına saygı gösteren. Unvanı, sıfatı ne olursa olsun insana saygı. İlçenin tek meydanında baylı/bayanlı gece oturmaları, kimsenin kaşında gözünde, giyiminde süsünde gözü olmayan genci/yaşlısı.

Ayrıca sanat merakı, yapılanlara, ortaya konanlara en azından emeğe saygı çerçevesinde bir yaklaşım. Küçümsemesiz, alaysız, içten.

Bu genel durum yerel yönetimde ve devlet erkinin temsilcisi olan kaymakamın tavırlarında da fazlası ile var.  Ortak değerler herkesi sarmış, sarmalamış.  Özellikle ne yaptığının, neler yapacağının bilincinde, sevecen, çalışkan, yaratıcı, çağdaş düşünceli, politik oyunların oyuncağı olmamış, donanımlı bir devlet sorumlusu; genç bir kaymakam.

Üniversitelere yoğun saldırıların bulunduğu bir dönemde idealist bir rektör, genç kadrolarla gerçekleştirilen  ve daha önce Anadolu’nun bir küçük ilçesinde böyle geniş kapsamlı bir sanat eylemi yaşandı mı bilmediğim ilginç bir uygulama başlattılar. 

Toplumsal sorunlar ve siyasal çalkantılar ne olursa olsun, toplumdaki idealist güçler ellerinden gelen bütün çabalarla fırsatlar yaratarak, çeşitli çağdaş uygulamalara özveri içinde imza atabilmektedirler. Bunlardan biri de bu günlerde birincisi gerçekleştirilen ve ikinci dönemi yaşanmakta olan

IHLARA-GÜZELYURT-GELVERİ  ULUSLARARASI 1. SANAT YAZ AKADEMİSİ’dir.  

Bu uygulamanın kısa bir öyküsü ile başlamalı söze.

İki genç sanatçı/öğretim üyesi/dekan (Prof. Hüsnü Dokak ve Prof. Dr. Uğurcan Akyüz). Bu çalışmalarda kendisine yürekten destek olan kadrosu ile genç ve idealist bir Rektör Prof. Dr. Necdet Sağlam, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cumhur Çökmüş ve genç bir kaymakam Ramazan Yıldırım. İlçenin yerel yöneticisi Belediye Başkanı Kudret Özeş’in de yakın ilgisi ve desteğiyle çeşitli görüşmeler sonucu Aksaray ilinin Güzelyurt/Gelveri ilçesinde bir sanat yaz akademisi gerçekleştirmeyi amaçlıyorlar.

Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Kıbrıs Yakındoğu Üniversitesi Grafik ve Tasarım Fakülteleriyle, Türkiye’nin değişik üniversitelerindeki güzel sanatlar alanı öğrencilerinden bir grubun katıldığı bu sanat eylemi 21 Temmuz 2008 günü başta Aksaray Valisi olmak üzere çok sayıda yöneticinin ve halkın katıldığı güzel bir açılışla başladı. Güzelyurt/Gelveri Belediyesinin Meslek Yüksek Okulu için bağışladığı ve kaymakamlığın özverileri ile restore edilen ve donatılan binalarda sanat atölyeleri oluşturuldu.

Kafile Başkanlığını Yrd. Doç. Birsen Giderer’in yaptığı bu etkinliklerde

Üniversite Genel Sekreteri Yrd. Doç Dr. Erol Olcay, Yüksek Okul Müdürü Yrd. Doç Dr. Hatice Ağca ve bütün kadrosunun destekleri ile

Baskıresim çalışmaları Prof. Hasan Pekmezci

Resim: Yrd. Doç. Birsen Giderer

Heykel: Doç. Refa Emrali ve Arş. Gör. Engin Sarı

Seramik: Yrd. Doç. Mutlu Başkaya

Desen: Öğr. Gör. Serap Emmungil

Fotoğraf: Yrd. Doç. Erdal Aygenç tarafından gerçekleştirildi.

İkinci dönem etkinliklere katılanlar:

Heykel: Arş. Gör. Fırat Engin,

Seramik: Yrd. Doç. Emre Feyzioğlu

İç Mimari: Yrd. Doç. Mesut Çelik.

Her etkinlikte olduğu gibi beklenen, beklenmeyen sorunlara rağmen birinci etap başarı ile tamamlandı. 1 Ağustos günü sertifika dağıtımı ve kapanış töreninde bu etkinliğin amaçlar doğrultusundaki işlevi özellikle vurgulandı. Kurulduğu bölgelerde Üniversitelerin eğitsel-bilimsel çalışmalarının yanında kültürel-sanatsal önderliğine de gereksinim bulunduğu. Toplumsal duyarlığın ancak sanatla ve kültürle gelişeceği. 

Böylesi geniş kapsamlı bir etkinlik için niçin bu ilçe seçiliyor?

Üstelik sanat gibi günümüz siyasal erki ve yöneticileri için hiçbir şey ifade etmeyen, hatta gereksiz görülenler listesinin en başında yer alan bir alanda.
60’a yakın genç insanın çeşitli davranışlarını, giyim ve kuşamlarını çoğu toplum kesiminin hazmedemediği, çoğu il ve ilçenin üniversiteleri ve yüksek okulları salt maddi geliri, ihaleleri, kira bedelleri için gönülsüz olarak kabul ettiği bir dönemde küçük bir ilçenin seçilmesinin anlamı ne?
Güzel Sanatlar Eğitimi ile ilgisi olmayan; daha doğrusu herhangi bir yüksek okulu bulunmayan ve ancak bu yıl yeni açılan sanat dışı bir alandaki Meslek Yüksek Okuluna az sayıda öğrenci kabul edecek bir ilçede sanat adına yapılacaklar nasıl kabul görebilir soruları bile başlangıçta hepimiz için yanıtsız olan.

Bütün bu sorulara verilebilecek kısa bir yanıt vardı:

Bu ilçe çok özel bir seçimdir. Yönetimi ile halkı ile çağdaş donanımları hak edebilecek birikime sahiptir. Bütün olanaklarını yüksek okul ve akademi için harcamayı göze alabilen kaç ilçe bulunur Türkiye’de. 

“Anadolu insanı hoşgörülüdür, sevecendir, misafirperverdir” sözü her zaman sakız edilir ama bunun pek öyle gerçeklerle bağdaşmadığı son yıllarda yaşanan olumsuz örneklerin alabildiğine çoğalmasından yola çıkılarak iddia edilebilecek hale gelmiştir. Ancak Güzelyurt/Gelveri ilçesi halkı, bu anlamda bütün ön yargıları ilk karşılaşmadan itibaren yok edebilecek zenginlikte, yukarıdaki tanımlamaları yüzde yüz hak eden bir toplumsal yapıda.
Güzelyurt/Gelveri’de nereye baksanız sanat için bir etkin uyaran söz konusu. Doğası, mimarisi tarihi dokusu, mistik ve gizemli atmosferi.
Aynı noktadan bir karış sağa, bir karış sola bakarak günlerce bıkmadan resim çalışmak olanaklı. Öğrencilerimizin sadece Kızıl Kilise için günlerce çalışma isteği duymaları bundandır.

İçtenlikle belirtmek gerekir ki bu satırları yazan ben de giriş cümlesinde söylediğim gibi bu ön yargılar ve kuşkular içinde gitmiştim Güzelyurt’a. Çok kısa bir gözlem ve tanışma içinde “Anadolu’nun ortasında, böyle bu toplum nasıl bu zenginliklerini korumasını bilmiş, nasıl çağdaş gerçeklerin ve gerekliliklerin farkına varabilmiş” sorularını sormaya başladım. Benimle birlikte olan bütün katılımcıların da ortak duyguları paylaştığını görerek.

Umarım bu belde kimliğini koruyarak ve çağdaş bütün donanımlardan gereğince yararlanarak, gelecekte kimsenin tahmin edemeyeceği kadar başarılı olabilecek bir Güzel Sanatlar Fakültesine kavuşur.

Bu etkinlikleri düşünenlere, düzenleyenlere gönüllerince katkıda bulunan katılımcılara ve tüm yöre insanına sevgilerimizle.