Baskı Resim ve Türkiye’de Baskı Resim

Bir yıl sonrası ise düşündüğün, tohum ek,
Ağaç dik on yıl sonrası ise tasarladığın.
Ama düşünüyorsan yüz yıl ötesini, eğitime eğil o zaman.
Bir kez tohum ekersen, bir kez ürün alırsın.
Yüz kez olur bu ürün, nasıl ekildiğini öğretirsen.
Birine bir balık versen, doyar bir defa;
Balık tutmayı öğret, doysun ömür boyunca.
(Çin Özdeyişi)

Geçmişten günümüze kadar çeşitli yol ve yöntemler kullanılarak; yazı, resim, motif, çizim ve benzeri tasarımların, düşünce ürünlerinin basım yol ve yöntemleri ile çoğaltılması çabaları görülür. Bu çabaların uygulandığı yöntemlere genel bir tanımla baskı teknikleri denir.

Tanım olarak baskı çalışmaları; çeşitli amaçlarla hazırlanan yazı, resim, çizim gibi herhangi bir tasarımın,  çeşitli araç, gereç ve teknik yöntemler yardımı ile birden fazla elde edilmesi, tekrarlanabilmesi yani çoğaltılması işlemi demektir. Bu gereksinimin karşılanabilmesi için tarihin ilk dönemlerinden günümüze kadar kendi içinde değişim gösteren bazı tekniklerden geniş şekilde yararlanılmıştır.

Mısır Uygarlığı’ndan Çin’e, Sümerlerden Hititlere uzanan tarihsel süreçte karşılaşılan insan tasarımı ve eseri çeşitli örneklerin bu yöntemlerle yapıldığına dair verilere rastlanabilmektedir. Örneğin, bazı duvar süslemeleri ve papirüs üzerine yapılan resimlerde; ilk sikkeler, işaretler, mühürler gibi çeşitli ticari ürünlerin markalanmasında bu tekniklerin kullanıldığına ilişkin örnekler bulunabilmektedir.  

Nitekim çeşitli kaynaklarda “Bin yıl kadar önce bazı kültürlerde, eski Mısırlılar, Romalılar, Çinliler ve Japonlarda duvar, yer, tavan süslemeleri ile çömlekçilikte ve dokuma bezlerinde şablon tekniğinin kullanıldığını gösteren kanıtların varlığından” söz edilmektedir (Tim Mara, Screen Printing, Thomas and Hudson, s:8, London-1979).

Benzer bir sav da 1936 tarihinde ABD’de yayınlanan bir ipek baskı / serigrafi kitabında yinelenmektedir.

Bu ifadelerden yola çıkarak baskı tekniklerinden biri olan ipek baskının / serigrafinin bin yıldır uygulandığı söylenebilir. Öte yandan ağaç baskı tekniklerinin 14. yüzyıldan itibaren; metal baskının 15. yüzyıldan, taşbaskı / litografinin 19.yüzyıldan, ofset baskının da 20. yüzyılın başından bu yana kullanıldığı görülmektedir.

Günümüze kadar gelen baskı tekniklerinin uygulama amaçları genel olarak iki grupta incelenir:

İşlevsel amaçlı baskı teknikleri;  

Ticari ve sınaî üretim malzemelerinin markalanmasında, etiketlenmesinde,
Afiş, poster, tabela, reklâm, tanıtım hizmetlerinde,
Dekoratif amaçlı bezeme ve süsleme çalışmalarında,
Hediyelik eşya üretiminde,
Hobi çalışmalarında,
Geleneksel sanatların çoğaltılmasında (Tokat yazmaları, örtüleri gibi)
Eğitim amaçlı görsel anlatımlarda (Afiş, poster, kitap resimleme gibi)
Belgeleme, görselleştirme amaçlı resimlerde. Baskı teknikleri ile elde edilen bu tür resimlemelerin belgesel niteliği de bulunmaktadır. Nitekim dünyada pek çok tarihi kentin geçmişteki mimari ve kentsel yaşam özellikleri o zamanın ustaları tarafından yapılan ve tarih kitapları ve müzelerde görülen pek çok gravürle günümüze taşınmıştır. Aynı şekilde İstanbul’un 18. ve 19. yüzyıldaki yaşamı yabancı sanatçılarca yapılan gravürler aracılığıyla bugüne gelebilmiştir. Bu eserler, günümüzle geçmiş arasında bağ oluşturma; tarihsel ve görsel bellek bilinci açısından önemli birer tarihi belge niteliğindedir.

İşlevsel amaçlı baskı teknikleri içinde özellikle ipek baskı / serigrafi hizmet sektöründe,  reklâm ve tanıtım alanlarında geniş ölçüde baş vurulan bir yöntemdir. Örneğin, 1929 dünya ekonomik krizi sırasında Amerika’da devletin ve çeşitli örgütlerin desteklediği bir kampanya ile ipek baskı / serigrafi tekniği üzerine çalışan küçük işletmeler ve atölyeler kurulmuş ve bunlar üretim amaçlı olarak önemli hizmetler vermişlerdir.  Aynı şekilde 1900’lerin başında Almanya’da gelişen, daha sonra Türkiye dâhil pek çok ülke eğitimin etkileyen Bauhaus Okulu’nda, baskı tekniklerinin işlevsel boyutuyla sanatsal boyutunu birleştiren çalışmalar yapılmıştır. Bu dönemde sanatsal posterler, yazının estetik ve işlevsel yönünü ele alan tasarımlar gerçekleştirmişlerdir.

Geçmişten günümüze kadar baskı resim tekniklerinde işlevsel, eğitsel ve sanatsal amaçların birbirine paralel olarak uygulandığı görülür. Bugün de kullanmasını bilenler, yaratıcı çabalar içinde bulunanlar için bu teknikler birer altın bilezik ve ekmek kapısı durumundadır. Çok yalın bir örnekle yurt dışında pek çok ülkede tarihi ve turistik kentlerin hediyelik eşya sanayince gerçekleştirdikleri nesnelerin-objelerin önemli bir bölümü baskı teknikleri ile hazırlanmaktadır. Sadece bir Eiffel Kulesinin yüzlerce hediyelik eşyası yapılmaktadır. Bu ve benzeri uygulamalar için ülkemizin ne kadar zengin bir hazine olduğu düşünülürse yapılabilecek çok şey olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Sanatsal amaçlı baskı teknikleri;

Baskı teknikleri; bu tekniklerin getirdiği olanaklarla resimsel ifadenin bütün kendi kuralları içinde görsel hale getirilmesini amaçlayan sanatsal çalışmalarda 14 yüzyıldan bu yana kullanılmaktadır. Baskı sanatları alanı, ipek baskı / serigrafi gravür, Litografi / taşbaskı, ağaç baskı, linolyum, şablon baskı ve günümüzün teknik malzemelerinin zenginliği içinde bütün olanakların kullanıldığı bir resimsel anlatım yolu haline gelmiştir. Sanatsal baskı yönteminde temel ilke baskı sayısının sınırlı olması ve mutlaka sanatçısı tarafından kaç tane basılmışsa ona göre numaralanması ve imzalanmasıdır. Uluslararası ölçütlerde numaralama ve imzalama kurşun kalemle ve sanatçının günlük el yazısı ile resim altının yazılması şeklinde yapılır. İmzalanmamış eser makbul değildir. Bu işleme eserin tescili sayılır.
Sayılan bu alanlardaki çalışmalar günümüzde amatör-profesyonel sanatçıların, sanat öğrencilerinin, sanat meraklılarının, sanat izleyicilerinin ve koleksiyoncuların ilgileri ile yoğun olarak devam etmektedir. Üst eğitim kurumları olan Güzel Sanatlar Fakültelerinin ve Eğitim Fakülteleri Sanat eğitimi Bölümlerinin Baskı Sanatları Bölümleri kurulmaktadır.

* * *

Konunun önemli bir başka boyutu da baskı tekniklerinin salt sanat alanındaki durumudur. Sanat alanında 1400’lerden günümüze çok ünlü sanatçıların bu teknikleri severek uyguladıkları, bunların günümüze kadar gelerek müzelerde yer aldığı görülür.

Ortaçağdan başlayarak çeşitli sanatçılarca baskı resim tekniklerinin çoğaltma olanaklarından geniş ölçüde yararlanılmasında temel etken din olgusudur. Öğretilerin, inançların, dini öykülerin, siyasal ve sosyal konuların topluma benimsetilmesi ve yaygınlaştırılması amacı içinde beklenen eğitim ve benimsetme işlevini yerine getirmiştir.  Özellikle matbaanın bulunuşundan sonra kitapların eğitim ve etkileme amaçlı görsel öğelerle zenginleştirilmesinde baskı teknikleri önemli rol oynamıştır. Aşağıda değinileceği gibi hedef kitleleri çeşitli amaçlarla yönlendirme amacı ile kullanılmasının yanında sanatçılar tarafından salt sanatsal amaçlarla da kullanılarak ilgi çekmiştir.

Önceleri dinsel, işlevsel ve eğitsel amaçlarla gelişmesine rağmen, birkaç kuşak sonrasında bu teknik fırsatların, sanatçıların sanatsal eylemlerinde kendilerini ifade edebilecekleri önemli bir araç olduğu; diğer resim teknikleri gibi özgürce kullanabilecekleri inancı da hızla yaygınlaşmış ve yerleşmiştir. Nitekim Albrecht Dürer’in (1472-1528) dinsel ve mitolojik konularının ifadesi olarak kullanılan baskı teknikleri; Rembrandt’da (1606-1669)  tamamen resim kaygısı ile ve boya resimleriyle paralel gelişmeler içinde uygulanmıştır. Rembrandt gençliğinden yaşlılığına kadar her yaş döneminin portrelerini boya resimleriyle yaptığı gibi bu portrelerini gravür baskılarla da daha farklı tatlar veren çizgisel çalışmalarla ifade etmesini bilmiştir.  Karikatür ve mizahın babası sayılan bir sanatçı olan Daumier (1808-1979); bir saray ressamı olarak bilinen ama sefaleti göze alıp saraya karşı çıkarak toplumsal sorunları işleyen yüzlerce baskı resim yapmış olan Goya (1748-1828);  çağımızın çok yönlü, çok yaratıcı sanatçısı Picasso (1881-1973); Birinci ve ikinci Dünya Savaşlarının bütün yıkımlarını yaşayan ve bu trajediyi en iyi ifade eden sanatçı olarak bilinen Kathe Kollwitz (1867-1945); dinsel ve toplumsal sorunları işlediği heykelleri ile bilinen Ernst Barlach (1870-1938); asıl uğraşlarıyla heykelci olarak tanınan Henry Moore (1898-1987) ve Giacometti (1901-1966)  gibi sanatçılar baskı resim tekniğiyle önemli eserler vermişlerdir. Saydıklarımızın dışında resim ve heykel alanında çalışmalarını bildiğimiz pek çok sanatçının baskı resim alanına da ağırlık verdikleri görülür. Örneğin, Alman Expresyonistleri- Köprü / The Brücke (1905) ve Mavi Atlı / The Blue Reither (1912) grupları baskı resmi siyasal ve sosyal düşüncelerini ortaya koymanın önemli bir aracı olarak benimserler. Bu grup üyesi ressamların hepsi ağaç baskı, gravür, taşbaskı / litografi, ipek baskı / serigrafi, şablon baskı gibi teknikleri uygulama fırsatı bulurlar.

Günümüzde de ressam, heykelci olarak bilinen her ülkeden pek çok sanatçı bu alana ilgi duyarak çalışmalarını çeşitlendirmenin ve farklı arayışlar için kullanmanın çabası içinde olmuşlardır. Çağdaş Amerikan sanatının önemli isimleri Andy Warhol (1928-1987) ve Rauchenberg (1925) bu alanda önemli isimlerdendir 

Türkiye’de 1930’larda Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde Leopold Levy tarafından baskı resim alanında çalışmalar başlatılarak gravür atölyesi kurulmuş, Sabri Berkel bu amaçla görevlendirilmiştir. Ancak bu başlangıç devamlı olmadığından sonuç vermemiştir. Ülkemizde 1950’lere kadar bu alanda önemli bir gelişmeden söz edilemez. 1950’lerden sonra Akademi baskı teknikleri ile yeniden ilgilenmeye başlamış,  Bedri Rahmi, Aliye Berger, Gazi Eğitimli Mustafa Aslıer gibi bazı sanatçıların çok amaçlı olarak alana ilgi duymaları yeni gelişmelere zemin oluşturmuştur. 1933’te Kurulan Gazi Eğitim Enstitüsü’nden yetişenlerin; 1957’de Mustafa Aslıer ve arkadaşları tarafından kurulan Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nun bu alana ilgisi ile eğitim gören sanatçılar günümüze kadar gelen Türk baskı resim geleneğinin oluşmasını sağlamışlardır.

Bu gelişmeler 1980’lerden itibaren başta Devlet Resim Heykel Sergileri olmak üzere, çeşitli sergi ve yarışmalarda baskı resmin önemsenmesine ve ayrı bir değerlendirme ile ele alınmasına zemin hazırlamıştır.  DYO sergi ve yarışmalarının bu alanla ilgilenmesi ve ardından Viking gibi sadece bu alanı amaçlayan yarışmalı sergilerin düzenlenmesi, baskı resimde belli bir çizginin oluşmasına ve baskı resmin özgün bir resim olarak benimsenmesine yardımcı olmuştur. Günümüzde bu alanda çalışan özel atölyelerin hizmetlerinin yanı sıra 1980’lerden itibaren Çamlıca Sanat Evi, ARTESS Sanat Evi gibi kuruluşları gerçekleştiren ve buralarda Veysel Erüstün, Cihat Burak, Elif Naci, Burhan Doğançay, Adnan Turani gibi  pek çok ressamın baskı resim yoluyla eser vermelerini sağlayan Süleyman Saim Tekcan’ın özverili çabalarıyla Türkiye’nin ilk baskı resim müzesi İMOGA, İstanbul’da 2005 yılında kurularak topluma sunulmuştur.

Yine Hüsamettin Koçan’ın çabalarıyla 2000’lerde başlayan Marmara Üniversitesi Baskı Resim Müzesi 2008’de hizmete girmiştir. Son yıllarda kentlerimizde örneğin, Balıkesir’de belediye ve valiliğin desteği ile kurulan Devrim Erbil Müzesi gibi müze girişimleri bulunmaktadır. Anadolu, Hacettepe, Gazi gibi Üniversitelerimizin çabalarıyla kurulan Çağdaş Sanatlar Müzelerinde baskı resim örneklerine de yer verilmektedir.

Bugün artık üniversitelerimizin güzel sanatlar eğitimi veren bütün fakültelerinde ve bölümlerinde baskı resim atölyeleri kurulmaktadır.

Bu zamana kadar resim, heykel, seramik, fotoğraf ve kültür belgeciliği alanlarında sergiler düzenleyen özel ve kurum galerilerimiz artık baskı resim sergilerine yer verebilmektedirler. Türk baskı resim sanatında belli bir çizginin temsilcileri olarak Aliye Berger, Bedri Rahmi, Mustafa Aslıer, Mustafa Pilevneli, Özer Kabaş,  Mürşide İçmeli, Nevzat Akoral, Muammer Bakır, Süleyman Saim Tekcan, Ali Teoman Germener, Ergin İnan, Atila Atar, Hayati Misman, Hasan Pekmezci, Sema Ilgaz Temel, Basri Erdem, Güler Akalan, Fevzi Karakoç, Fevzi Tüfekçi, M. Yalçın Özel Hasan Kıran, Yusuf Demirtaş, Mustafa Küçüköner, Fatih Mika, Ahmet Aydın Kaptan, Hasip Pektaş, İbrahim Çiftçioğlu, Gülbin Koçak, Muhammet Şengöz, Mahmut Durmuş, Yusuf Ziya Ülgen, İsmail İlhan, Hayri Esmer, Ilgın Veryeri, Müjde Ayan, Belgin Onar Durmaz gibi adını sayamadığımız pek çok sanatçımızın çeşitli baskı teknikleriyle gerçekleştirdikleri çalışmaları sürekli olarak sanat ortamımıza sunulmaktadır.

Sanatçılarımız, sanat eğitimi kurumlarımızın bir bölümü bu çabaları gösterirken asıl toplumsal erki yönlendiren, yaşam biçimleri ve yaşamı algılama mantıkları ile topluma örnek oluşturan kesimlerin sanata yaklaşımı önemlidir. Bir toplum bunlarla biçimlenir.

İbn-i Sina’ya atfedilen “Bilim ve Sanat sevildiği ve önem verildiği yerde gelişir, itibar görmediği yerden kaçar” sözü, günümüz yaşam koşulları içinde çok daha fazla geçerlilik kazanmaktadır. İnsan ilişkilerinin sanat yoluyla daha insancıllaştırılması, duygu zenginliği yoluyla daha sevecen hale getirilmesi, çok daha önemli bir toplumsal eğitim hizmeti de sayılacaktır. Bu nedenle, toplumsal duyarlığın, moral değerlerin önemine ve gerekliliğine inanan toplum önderlerinin en güç koşullar altında bile sanat etkinliklerine önem verdiği görülür.

İkinci Dünya Savaşının bütün yıkımları içinde Londra her gün ve her gece Alman bombaları altında iken Sir Winston Churchill (1874-1965) “Bütün tiyatrolar, operalar, konserler programlarını iptal etmeyecekler; çünkü bunlar bizim moral ve direnç kaynaklarımızdır” demiştir.

Benzer bir yaklaşım da 1990’lardaki Bosna savaşları sırasında Aliya İzzetbegoviç (1925-2003) tarafından gösterilmiş; Sırp saldırılarının ve katliamlarının en yoğun olduğu günlerde “bütün sanat programlarının aksamadan devam etmesi” emrini vermiştir.

Bizde devlet erkini yönlendirenlerin, politik söylem içinde söz sahibi durumunda bulunanların sanattan nasibini almamış, sanatın önemini kavramamış olmaları üzüntü ile görülmektedir. Bu yüzden en küçük bir ekonomik krizde ilk önce sanat ve kültüre ayrılan ödenekler kısılmakta veya zorla budanmaktadır. 75 milyonluk bir ülkenin Başkenti Ankara doğru dürüst bir Devlet Plastik Sanatlar Müzesine sahip değildir. Avrupalı olma iddiasında bulunup da Modern Sanatlar Müzesi bulunmayan tek başkent Ankara’dır.

Sanat ve kültür hareketleri kurumsallaşamamış ve kurumların sanata verdiği önem tamamen kişilere, kişilerin ilgilerine ve sevgilerine bağlı kalmıştır. Okullarımız, eğitim sistemimiz, toplumsal yaşamımız sanatı özümlemediğinden sanatı bir lüks, bir özenti, karın doyurmayan, boşuna zaman harcanan bir uğraş olarak görmeye devam etmektedir. Velilerimizin bu konuda eğitim kurumlarını, yöneticilerini nasıl baskı altına aldıklarını yakından biliyoruz. Sanat dersleri yerine matematik-fen derslerini bir kurtarıcı gibi gören bir zihniyet hâkim olduğu sürece sanatı hayatına katamayan, duygu dünyaları çökmüş insan tipleri gittikçe çoğalacaktır. Şunu sorgulamakta yarar görüyoruz; lütfen sağımıza-solumuza bakarak bir düşünelim: Günümüzdeki sevgi yoksunluğunun, yakıp-yıkıcılığın, Vandallığın, kavgacılığın, kavgacılığı marifet sayan insan tiplerinin altında bu sanattan, duyarlıktan nasibini almamış olmanın etkisi yok mudur? Çocuklarımızı psiko-patolojik sorunlar yumağı haline getirmeyelim.

Başta anne ve babalar olmak üzere, resmi-özel bütün kurum ve kuruluşlarımızın bu alandaki geri kalmışlığımızı ortadan kaldıracak etkinliklere destek ve katkılarının çok önemli olduğuna inanıyoruz. Kamuoyunda yaratılacak bu gibi duyarlıkların insan kalitemizi yükselteceği ve sanatımızı çağdaş uluslar düzeyine taşımaya destek olacağı kuşkusuzdur.