Kadir – Kıymet Bilmezlik Ya Da Vefasızlık

İçinde bulunduğumuz eğitim çıkmazı ve gittikçe sorunlar yumağı haline gelen, hatta çocuklarımız, gençlerimiz ve ailelerimiz için ulusal bir kaos halini alan eğitim sistemimizde çözümler arayışıyla, neden ve niçinlerin sorgulandığı son yıllarda üzerinde en çok konuşulan konulardan biri kuşkusuz KÖY ENSTİTÜLERİ sistemidir.

Köy Enstitüleri uygulamasının karşıdevrim yanlılarınca kapatılmasına ve aradan altmış yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen halâ tartışılıyor ve konuşuluyor olması; onun  Cumhuriyet eğitiminde yetkin ve yaratıcı eğitimbilimcilerimiz tarafından uzun  deneyimler ve arayışlar içinde, somut sonuçlar olarak ortaya konan ne kadar tutarlı ve bu ülke için ne kadar önemli bir sistem olduğunu gösterir.

Kuruluş çalışmaları ve değişik denemeler içinde eğitim uygulamaları daha önceki tarihlerde başlamasına rağmen Milli Eğitim bakanı Hasan Ali Yücel, İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç ve idealist eğitimci kadroları tarafından 17 Nisan 1940 tarihinde çıkarılan 3803 sayılı yasa ile kurumsallaşmıştır Köy Enstitüleri. Tamamen Türkiye koşullarına uygun, özgün bir eğitim uygulaması olan bu okullar kısa zamanda ve 2. Dünya Savaşının bütün yoksullukları içinde, Türkiye’nin 21 bölgesinde, 21 yerleşkede geriliğe, yobazlığa ve yoksulluğa karşı bilimden, teknolojiden, kültürden, sanattan ve çağdaşlıktan yana aydınlığını yaymaya başlamıştır. Anadolu’nun aydınlanma laboratuarlarıdır Köy Enstitüleri. Her karış toprağına, tarihi ve doğal değerlerine sahip çıkma ve bunları koruma-kollama ve geliştirme sorumluluğu içinde.

Okula gitme-okuma şansı bulunmayan köy çocuklarının alındığı ve ilkokuldan hemen sonra eğitime başlandığı bu 21 Köy Enstitüsü şunlardır:

Kızılçullu / İzmir-1937

Çifteler / Eskişehir-1937

Kepirtepe / Kırklareli-1938

Gölköy / Kastamonu-1939

Akçadağ / Malatya-1940

Akpınar-Ladik/ Samsun-1940

Aksu / Antalya-1940

Arifiye / Sakarya-1940

Beşikdüzü / Trabzon-1940

Cılavuz / Kars-1940

Düziçi / Adana-1940

Gönen / Isparta-1940

Pazarören / Kayseri-1940

Savaştepe / Balıkesir-1940

Hasanoğlan / Ankara-1941

İvriz / Konya-1941

Pamukpınar / Sivas-1941

Pulur / Erzurum-1942

Dicle / Diyarbakır-1944

Ortaklar / Aydın-1944

Erciş / Van-1948

Bu listedeki dağılımda görüldüğü gibi Türkiye’yi bu denli eğitim planlamasına alan başka bir etkin uygulama görülmemiştir.

Ülkenin her bölgesini ayrımsız kapsayan bu hareket, devletin kıt olanaklarını bu ülkenin çocuklarının, gençlerinin ve özverili eğitimcilerinin alın teri ve işlek zekâları ile birleştirmeyi başaran yurtseverlik örnekleri ile doludur.

Köy Enstitülerinin temel ilkeleri olarak birkaç noktayı özellikle vurgulamakta yarar vardır:

  • Köy Enstitüleri asalaklığı-bencilliği-çıkarcılığı reddederek her şeyi devletten ya da başkalarından beklemek yerine; üreten, yaratan; alın terini ve emeği en yüce değer sayarak bu özellikleri ile kıvanç duymasını bilen,
  • Kendine ve ülkesine-ulusuna güvenli, bu ülkenin-bu ulusun bireyi olma onurunu yaşayan ve yaşatan,
  • Sevgiyi, dostluğu, kardeşliği, mutluluğu-mutsuzluğu paylaşmasını insanlık onuru olarak gören,
  • Kendi cevherinin keşfi için aklını, beynini, meziyetlerini kullanmasını ve bunları yaratıcı eylemlere dönüştürmesini ilke edinen,
  • Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür, düsturu içinde kulluğu-köleliği en büyük esaret olarak gören ve ulusal bilinç dışındaki bütün güdümleri reddeden,
  • Aklının, duygularının, inançlarının efendisi olan ve bunları başkalarına tutsak etmeyen,
  • Bilim, teknoloji, kültür, sanat ve çağdaş uygarlık ülküsünün temel yaşam ilkesi olduğuna inanan,
  • Geri kalmışlığın, yoksulluğun, her türlü sömürünün kader olmadığına inanan; çalışkan, özverili, yurtsever nitelikli ve donanımlı insan öğesi ile bunların yenilebileceğini, yok edilebileceğini düstur sayan,
  • Bu ülkenin yer üstü ve yer altı kaynaklarının başkalarına peşkeş çekilmesini, yağmalanmasını, kişisel-ailesel çıkarlara rantiye olarak kullanılmasını en büyük ahlaksızlık olarak gören,
  • Bu devletin her kuruşunda “tüyü bitmedik yetimlerin hakkı olduğuna inanan” ve bu nedenle bu ülkenin her kuruşunu namus olarak bilen,
  • Bu ülkenin her köşesine sahip çıkmanın; kültürünü, tarihini, insanını baş tacı etmesini ulusal bir sorumluluk olarak özümleyen,
  • Kendi devrimlerine, kahramanlarına, ulusal değerlerine, tarihine güvenmeyen, sahip çıkmayan toplumların aşağılık kompleksinden kurtulamayacağına inanan,
  • Bu ülkeye hizmet eden insanların, kurumların ahde vefa duygusu içinde baş tacı edilmesini etik değer olarak gören,
  • Vefasızlığı, inkârcılığı, ikiyüzlülüğü, riyakârlığı, düzenbazlığı en büyük ahlaksızlık olarak özümleyen,
  • “Ben alnı açık, başı dimdik bir Türk genciyim” onuru ve gururu içinde özgürlüğün nimet olduğuna, atalarının mirası olarak sahip çıkan insanlar yetiştirtmeyi başaran kurumlardır Köy Enstitüleri.

Bu ilkelerle günümüz toplumsal yapısını ve eğitim anlayışını karşılaştırın lütfen. Bu yazdıklarımı ütopik görebilirsiniz, abartılı, duygusal yaklaşımlar olarak değerlendirebilirsiniz. Araştırın, inceleyin, sorgulayın. Dünle bu günü, geçmişle bugünü karşılaştırın.

O zaman Köy Enstitüleri ile ilgili haberleri, yazıları okuduğunuzda, duyduğunuzda konuya bir başka gözle bakacağınıza inanıyorum.

  • Bu ülkenin ne denli yurtsever insanlarla yola çıktığını ama yollarının nasıl ve hangi amaçlarla kesildiğini kendi kendinize sorgulayın.
  • Bizim en büyük olumsuzluklarımızdan biri bu tür sorgulamaları yapmadan başkalarının komprime yaftalarını gerçek saymak ve onlara inanmaktır. İsterseniz bana da doğrudan inanmayın, ama sorgulayın.
  • Bu hallere nereden-nasıl geldiğimizi, çocuklarınızın durumunu, işinizi, gücünüzü; etrafınızda olup bitenleri, örnekleri, idolleri, ön yargısız, at gözlüksüz, peşin hükümsüz, çıkarsız, yalansız, dolansız sorgulayın.
  • Ulusal durumumuzu, uluslar arası halimizi, her alanda insan kalitemizi, konuşmamızı, sevgimizi, saygımızı, birbirimize karşı tutumlarımızı sorgulayın.
  • “Her toplum layık olduğu şekilde yönetilir” sözünü ve ne hallere düştüğümüzü sorgulayın.
  • Unutulmamalıdır ki yapmak, yaratmak, üretmek erdem; korumak, geleceğe, kuşaktan-kuşağa taşımak vefa; yakıp-yıkmak-yok etmek Vandallıktır.

Bu yazının ekinde bu ülkenin insanlarının alın teri ile meydana getirilen kurumların, binalarının ne hallere düşürüldüğünü belgeleyen; bir anlamda vefasızlığı, vurdumduymazlığı, simgeleyen çeşitli fotoğraflar göreceksiniz:

Bunları sorgulayın.

Bütün Türkiye’de 21 Köy Enstitüsü yerleşkesinde olanlardan pek farklı olmayan bu görüntüler Ankara’nın burnunun dibindeki Hasanoğlan beldesinde Hasanoğlan Köy Enstitüsü yerleşkesinde bulunmaktadır.

Her biri köy gençlerinin, okul öğretmenlerinin-personelinin emeği ve alın teri ile yapılan bu binalar çürümeye, yıkılmaya terkedilmişlerdir.

“Geçtiğimiz 3-4-5 Temmuz günleri Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği’nin öncülüğüyle Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Ankara Şubesi'nin Mayıs 2009 sonunda yaptığı bir çağrıyla bir araya gelen Ankaralı üniversiteli gençler, sanatçı örgütleri, meslek odaları, Hasanoğlan Köy Enstitüsü ve Yüksek Köy Enstitüsü yapıları çevresinde büyük bir imece başlattılar.

Etkinliği Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Ankara Şubesi başlattı; ODTÜ Eğitim Topluluğu, ülkenin değişik yörelerinden öğrenci grupları, YAPIDER, AFSAD, Sanata Saygı Derneği, Ütopya Kültür Merkezi, Değişim Atölyesi Oyuncuları gibi örgütler katıldı. TMMOB'ye bağlı Mimarlar Odası, İnşaat Mühendisleri Odası, Makine Mühendisleri Odası, Türk Tabipleri Birliği, Ankara Tabip Odası, ODTÜ Mezunları Derneği, Dr. Servet Ünsal Tıp Merkezi önemli katkılarda bulundu. Hasanoğlan Anadolu Öğretmen Lisesi yöneticileri, Elmadağ, Yenimahalle ve Çankaya belediyeleri de kendi olanaklarıyla yardımcı oldular. 

Her yapının çevresinde ayrı bir grup vardı. Kazma kürek sesleri, toprağa vurulan çapalar, çalıları kesen testereler… Akan tere, ağrıyan bellere, kabaran ellere karışan sesler… "Ay annem duysa, hayatta inanmaz" diyordu bir genç kızımız. Birçoğu da onun gibi düşünüyordu. Elbette inanmayacaktı anneleri… Yaşamı boyunca belki de elini sıcak sudan soğuğa vurmamış, dinlence günlerinde öğlen saatlerine kadar uyumuş ve annesinden kahvaltı beklemişti gençlerimiz… Şimdi sabahın yedisinde uyandırılmışlardı. Hiç gücenmeden, yüksünmeden herkes gibi ellerine kazma kürek almış, yaz güneşinin güneşin altında çalışmaya çıkmışlardı. Çalılarla, yaban otlarla, paslı demirlerle, çöp yığınlarıyla kavgaya girişmişlerdi.

Öğlen sonu kültür, edebiyat, elişi, fotoğraf, ebru, seramik işliklerine dağıldılar. İmecenin aksayan yönlerini eleştirdiler, felsefe konuştular, fotoğrafın, sinemanın kuramsal yapısı üzerine tartışmalar açtılar. Yaptıkları çalışmaları haber yapmak, düşüncelerini paylaşmak için gazete çıkarmaya davrandılar.  

Akşam yemeklerinden sonra köy enstitülü öğrencilerden bugünlere kalmış amfi tiyatroda buluşup tiyatro oyunları, müzik dinletileri, fotoğraf, belgesel gösterimleri düzenlediler. Eğlendiler, bilgilendiler, tartıştılar…

Söz verdiler bir kez daha, bin kez daha buluşmaya, kanlarına işlemişti artık enstitülülük ruhu. Üretirken öğrenecekler, eleştirerek sorgulayacaklar, dünyaya yeni güzellikler katmak için kendi yaşamlarıyla kavgaya girişeceklerdi. “ (YKKED Bülteni-http://www.ykked.org.tr)

YKKED Ankara Şubesi Başkanı Dr. Alper Akçam  ve Yrd. Doç. Dr. Haluk Erdem ve Müzisyen Mustafa Erol’un etkin olarak katıldığı bu çalışmalar bu eğitim kurumlarının korunmasına, onarılmasına ve günlük yaşama katılmasına dikkat çekmeyi amaçlamıştır.

Bu yerleşke doğal ve tarihi dokusu ile Milli Eğitim, Kültür ve Turizm Bakanlığı, YÖK, Üniversitelerimiz tarafından bir üniversite kampusu  ya da toplumsal eğitim etkinlikleri akademisi olarak değerlendirilebilecek olanaklara sahiptir.

1940’ların sınırlı olanakları ile gerçekleştirilen çeşitli binaları, konferans salonları, açık hava tiyatrosu, doğal güzellikleri ile Ankara’nın dibinde zengin bir eğitim merkezi durumundadır.

Ankara taşından geniş-yüksek anıtsal bir kapıya sahip konferans-sinema salonunun bitişiğindeki üniteler halinde planlanmış olan toplantı  ve müzik salonları. Sahnenin iki yanında değerli eğitimci-ressamımız Nevzat Akoral’ın 1950’lerde yaptığı iki mozaik pano. O günlerin bütün teknik-maddi yoksulluğuna rağmen sese karşı yalıtılmış dairesel bir planlı bireysel müzik çalışma yerleri.

Dileriz ki bu kurumdan mezun olanlar, yaşamlarını bu kurumlarda anlamlandıranlar,  geçmişi silmek adına yarış edenlere karşı bu kurumların günümüz koşulları içinde yaşama katılmalarını sağlamak için gerekli bütün çabaları gösterirler.

Ankara’da zor bulunur doğayla iç içe bu geniş mekânlar sanat, kültür ve eğitim adına çok önemli işlevler üstlenebilir. Bu kurum aynı zamanda belde açısından da önemli bir dinamizm getirecektir.

Milli Eğitim, Kültür ve Turizm Bakanlıkları, Belediyeler, toplum örgütleri, Hasanoğlanlılar, Eğitimciler, Üniversiteler; Hasanoğlan Köy Enstitüsü yerleşkesini mutlaka ziyaret ediniz. Orada sizi anılara götürecek yemyeşil doğa içinde tarihi bir mekân ve dostlukla karşılayacağına inandığımız ve bu konulara açık bir okul yöneticisi var.

Bir tarih yok olmasın.

En önemlisi vefa duygularımız.