Makaleler

Yaşam Kısa Sanat Sonsuz

"Yaşamak güzel şey be kardeşim"! Tüm yaşam koşullarına karşın, insan olmak, insanca yaşamak, yaşamın gereklerini yerine getirerek yaşamak güzel şey. Ancak bu güzel olguyu olumluluklarla, sevgiyle dolu yaşamak, insani ilişkileri anlamlandırmak, yaratıcı etkinliklerle zenginleştirmek, idealler ve ilkelerle bezemek, kendi cevherini toplumun ve insanlığın değerlerine katabilmek daha da güzel. Biyolojik yaşamın sınırlılığına karşın, yaratıcı ve üretici bir yaşam felsefesinin ve yaşam biçiminin sınır tanımazlığının her toplumda pek çok anlamlı örneklerini görmek mümkündür. Bu tür örneklerin alabildiğine çoğaldığı, her kesiminin yaşam ilkeleri arasında önemli bir yer tutabildiği toplumlarda bilimin, sanatın, kültürün, sporun etkilediği siyasal ve sosyal yaşamın ulusal sınırları aşarak uluslar arası bir anlam kazandığı görülebilmektedir. Bu birikimlerle zenginleşen toplumların kendilerine ve bireylerine güveninin psikolojik ve sosyolojik boyutları uluslar arası ilişkilerde önemli bir etkileşim unsuru olabilmektedir. Bu özellikler aynı zamanda toplumların tanımlanmasında önemli bir nitelik değerlendirmesidir. Nitelikli toplumlar, nitelikli eğitim aşamalarından geçen ve donanımlı hale gelen bireylerden oluşur. Nitelikli eğitim bireylerinin gizil güçlerini, kendi cevherlerini keşfeden, geliştiren ve onu bilim, teknoloji, kültür ve sanat, spor, sağlık, ekonomi ve siyaset alanlarında toplumun dinamizmine katan etkinlikler bütünlüğüdür. Bu bilinci kazanan bir toplum da neden yaşadığını, niçin yaşadığını sorgulayan ve biyolojik yaşamları ne olursa olsun, yaşamı kalıcı olan ve geleceğe iz bırakan bireylerden oluşacaktır. Bu çalışmamızda, kısa yaşam dilimleri içinde, çoğu zaman inanılmaz eserler ortaya koyarak topluma ve tarihe iz bırakan, çoğunluğu plastik sanatlar olmak üzere değişik alanlardan insanların yaşam öykülerinden örnekler sunulmaktadır. Amacımız, "daha çok uzun yıllar var önümde" rehaveti içinde olanlara; zamanın acımasızlığını, saat denen aygıtın tik-taklarını hiç kimsenin gözünün yaşına bakmadan sürdürdüğünü, zamanın ırk, din, statü ayrımı ve toleransı yapmadan işlediğini vurgulamaktır. Her yaşın, her yaşam diliminin hakkı ile yaşanması bu bilincin gelişmesiyle mümkün olabilecektir. Her insanın bir cevheri olduğuna inanıyoruz. Yeter ki bu niteliğin farkına varılsın. İnsanlarımızın kendi cevherlerini, yaşamın hangi evresinde olursa olsun, somut, kalıcı ve zamana meydan okuyan eserlere dönüştürmesi ve bunun için de gerekli çabayı göstermesi dileğimizdir. Hangi açıdan, hangi ideolojiden ya da hangi yaşam felsefesinden bakılırsa bakılsın, insan yaşamı tarih içinde kısanın da kısası bir süreci kapsar. Okyanusta bir damla ya da bir kum taneciği bile sayılmaz biyolojik yaşam. "Bir varmış bir yokmuş" örneği varlık ve yokluk arası anlık bir gölgeden başka bir şey değildir. Su üzerine yazılan bir yazı gibidir yaşam; yaşamı bilinçle yoğuramayanlar, ona anlam katamayanlar, neden ve niçin yaşadığını sorgulayamayanlar, beslenme ve üremeden başka bir şey düşünemeyenler için; kendisi dışındaki başka canlılardan farksız. "Çoğu insan "gün"ü yarının kıyısına ulaşmak için geçmek zorunda kaldığı bir ırmak gibi yaşıyor. Böylece dünün bugünden, bugünün de yarından bir farkı kalmıyor. Daha doğrusu ulaşılacak bir kıyı da!" (Kenan Sarıalioğlu, Issız İnsan Ormanında, sayfa: 66, Serander Yayınları, Trabzon,1999) Ya gerçek yaşam! İnsanın varlık nedeni, insan olmanın gereğini yerine getirmektir. Düşünebilmek, düşündüğünü işe, özgün bir eyleme dönüştürebilmek, yeniden yaratabilmektir. İnsanım diyebilmenin bilincinde olabilmektir; ağlayabilmek, gülebilmek, duyabilmek, coşabilmek, tadabilmek ve bunları insansal yaratı eylemine dönüştürebilmektir. Mağara duvarlarından, uzayın fethine uzanan çizginin; Mezopotamya, Mısır, Ege, Anadolu, Roma-Bizans, Astek, Çin, Orta Asya, Hint uygarlıklarının ya da burada sayamadığımız pek çok yaratım mücadelesi örneklerinin kendi beyni ve elleriyle oluştuğunun bilincinde olabilmektir. Günümüzde her alanda ulaşılan gelişmelerin boyutu insan yaratıcılığının sınırsızlığının göstergesidir. Onun için tarihi, uygarlığı, sanatı, edebiyatı, bilimi, teknolojiyi yaratan ve çağlara taşıyan güç insanın eli, gözü, kulağı ve yaratıcı zekasıdır. Sanat insan yaratıcılığının evrensel göstergelerinden biridir. İnsan yaşamının sınırlılığını sınırsızlığa ve sonsuzluğa dönüştüren en önemli insani etkinliktir. Doğum ve ölüm insanın değiştiremeyeceği ve...

devamı...

Bir Sanat Eserinin İzleyiciye / Topluma Sunumu

*[ Konferans metni:7 Nisan 2005 saat 14.00 – Bilkent Üniversitesi/Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi/Grafik Bölümü SB 309 ] Bir sanat eserinin meydana getirilmesi kadar, onun onu yaratan sanatçı dışındaki insanlara, izleyiciye, topluma sunulması ve bunun yol ve yöntemleri de çok önemlidir. Çünkü bir sanat eserinin toplumla ilişkisi sanatın temel karakteridir. Daha başka bir anlatımla sanatçı, sanat eseri ve toplum üçlemesi sanatın vazgeçilmezleridir. Bu bağlamda sanatın izleyiciye ve topluma sunulmasında belli disiplinlere gereksinim bulunmaktadır. Bunları birkaç başlık altında toplamak mümkündür: · Çeşitli eserlerin sunum özellikleri, · Eserlerin sunulduğu mekanlar. · Çeşitli eserlerin sunumunda ve sergilenmesinde dikkat edilmesi gereken özellikler Sanatçının ortaya koyduğu bir eser izleyiciye ya da topluma sunulmadan önce bazı disiplinlerden geçmelidir. Örneğin bir resmin, bir tasarım projesinin, bir heykel veya seramiğin sanatçının önünden alınıp hemen sergilenmesi yerine bazı sunum hazırlıklarının önceden yerine getirilmesi gerekir. Esere ilişkin ve eserin ayrılmaz parçası sayılabilecek bu işlemler eser kadar önemle ele alınması gereken disiplinlerdir. Bunlar birkaç başlık altında toplandığında: · Resmin veya iki boyutlu yüzey çalışmalarının paspartosu, çerçevesi: Resimler baskı resim, suluboya, pastel boya, akrilik, tuval üzerine yağlı boya gibi çeşitli teknikleri ve bu tekniklerin üzerine uygulandığı çeşitli malzemeleri ve resim yüzeylerini içerir. Örneğin, kağıt üzerine yapılan çalışmalar, tuval üzerine yapılanlar kendi özelliklerine göre hazırlıklar gerektirir. Kağıt üzerine yapılan çalışmalar (desen, tasarım, suluboya, pastel boya, kağıt üzerine akrilik ve yağlıboya gibi özel bir durum olmadığı takdirde camlı olarak çerçevelenmelidir. Resimlerin etrafına pasparto yapılması resmin görünümünü kolaylaştırır. En basitinden en karmaşığına kadar değişik pasparto yöntemleri vardır. Pasparto ile birlikte çeşitli çerçeveleme yolları da bulunmaktadır. İki cam arası sıkıştırmalı ve klipsli çerçeveleme; kalın/ince ahşap çerçeveleme, alüminyum çerçeveleme gibi. Burada sanatçının ya da eserin sahibinin isteği, beğenisi önemlidir. Ancak esere göre pasparto ve çerçeve yapılması gerekir. Eserin görünüm özelliğine zarar vermeyecek, eserin konu, tema ve renk armonisi ile ilişkilendirilebilecek bilinçli bir seçimin yapılması resmin etkisini artıracaktır. Tuval üzerine yapılan çalışmalar genellikle temaya veya eserde izlenen yol ve tarza uygun pasparto ve çerçeve ile sunulur. Ancak resmin etrafını resmin devamı gibi ele alan ve ona göre hazırlanan resimlerde genellikle pasparto ve çerçeve yapılmaz. Onun dışında resmin kenarlarının korunması için ince bir bant çekilmesi, ince bir çerçeve ile çevrilmesi, özellikle büyük boyutlu eserlerde çok uygulanan bir sunum şeklidir. Geniş pasparto, geniş çerçeve ile sunum en çok uygulanan bir yoldur. Özellikle natürmortlarda, figüratif, tematik eserlerde, portrelerde, fotoğrafik, natüraist, empresyonist çalışmalarda bu tür geniş, rölyefli çerçevelere ilgi vardır. Gerçekte çerçevenin abartısız olmasında ve resmi ikinci plana düşürmeyecek bir seçimle hazırlanmasında yarar vardır. Soyut, ekspresyonist bir resimde de yaldızlı, rölyefli bir çerçeve kullanılmamalıdır. Önemli olan resimdir, ancak yalın bir çerçeve seçimi ile resim ön plana çıkarılabilir. Son yıllarda küçük boyutlu tuval resimlerinin de daha çok koruma amaçlı olarak camlandığı görülmektedir. Müze ve galerilerde özellikle koruma altına alınarak sunulmak istenen eserlerin camlanması veya eserin önüne 5/10 cm mesafede eserin hava almasını önlemeyecek bir cam getirilmesi son yıllarda çok uygulanan bir yöntemdir. Böylece resim dış etkilerden korunur ama ortamın nem ve ısı korumasından da yararlanır. · İki boyutlu bir tasarımın sunum hazırlıkları: Boya resimlerin dışında herhangi bir tasarım, plan, kroki, görsel sunum mutlaka karakterine uygun bir sunum içinde hazırlanmalıdır. Mukavva, karton, fotoblok, duralit, sunta, köpük gibi desteklerden yararlanılarak sunulmalıdır. Gerektiğinde Digital baskılar, PVC yüzeyler çerçevelere gerilerek sunulabilme olanağına sahiptir. · Resmin ya da tasarımın asılma sistemi: Resim, tasarım gibi daha çok iki boyutlu çalışmalar duvarlara, panolara, ya da bu amaçla hazırlanan yüzeylere...

devamı...

Duyarlık Eğitimi I – Ana okullarında Duyarlık Eğitimi

Günümüz eğitim sisteminin Ana Okullarından Üniversiteye kadar  bütün yönleri ile tartışılmadığı gün ve tartışılmadığı ortam neredeyse yoktur. Yıllardır süregelen bu  durum gittikçe sorunlar yumağına dönüştüğü  gibi, devlet erki içinde sonuç almaya yönelik tutarlı ve inandırıcı çabaların olduğunu söylemek de olanaksız. Bunlara rağmen, konuyu tartışmanın, bir anlamda böyle bir sorunlu sistemi yok saymaktan, görmezlikten gelmekten,  vurdumduymazlıktan ve  boş vermişlikten çok daha olumlu olduğunu söylemek gerekir. Kimi sorunları öyle tartışılmalıdır ki,  eninde sonunda bu ülkenin, bu yurdun insanlarının ve en geniş anlamıyla bu ülkenin geleceğinin sorunlarının, aklı eren herkesin sorunu olduğu bilinci yerleşebilsin. Bu bilinç de bir “duyarlık” sorunudur. Unutulmamalıdır ki, duyarsız bireylerden oluşan toplumlar sürü mantığından bir adım dışarı çıkamazlar. Böyle toplumların güdülenmesi, yönlendirilmesi, kışkırtılması, maşa, uşak ve piyon olarak kullanılması; bunlardan dolayı da her adımda aşağılanması kaçınılmazdır. Duyarsız toplumlar ağzı ile kuş tutsa eğitimde, sanatta, siyasette, ekonomide, toplumsal yaşamın gereklerini sadece günübirlik   gereksinimlerin karşılanması olarak görür, ondan ötesi bilinmezliklerle doludur. Çağımız, günübirlik yaşama, günübirlik düşünme çağı değildir; günü ve geleceği birlikte düşünme, hedef ve idealleri ona göre anlamlandırma   zamanıdır.  Bu anlamda geleceğin yaratıcı, üretici, insani değerler zengini, pozitif düşünceli, mutlu toplumlarını yaratma zamanı olduğunun bilincindeki insanların sayısı ve etki çemberi genişletilebildiği  oranda başarı söz konusu olacaktır. Bunun için de toplumun dinamik güçlerinin; gençlerinin, aydınlarının, işçisinin, işvereninin, politikacısının, kısacası, her kesimin, her anlamda duyarlı olması gerekmektedir. Duyarlı olmak aynı zamanda sahiplenmek, kafa yormak ve çözümler üretmektir. Duyarlı olmak; şablon ve kalıplaşmış öngörüleri ve dayatmaları sorgulamaktır. Duyarlı olmak; aklını, beynini, yüreğini, duygularını, düşüncelerini, ideallerini, inançlarını başkalarının ipoteği ve güdümü altına sokmamak demektir. Bu tür iç ve dış unsurlara karşı akılcı ve kimlikli savunma bilinci geliştirmektir.   Çağımız eğitiminin, temel sorunlarından ve aynı zamanda temel amaçlarından biri olması gereken, işte bu “duyarlı insan” tipini  meydana getirecek eğitim sistemini sorgulamaktır. Ne yapılmalıdır, ne gibi eğitim sistem ve yöntemleri geliştirilmelidir ki, bütün duyumları ile içinde yaşadığı toplumu, çevreyi, doğayı ve içinde yaşadığı dünyayı kavrayabilen, bütün antenleri açık bireylerden oluşan bir toplum yaratılabilsin? Nasıl bir eğitim verilebilsin ki, yaşamı sadece kendi çemberi olarak görme yerine,   “hep ben, yine ben” ya da “her şey benim için” bencilliği yerine; “ben elbette önemliyim ama başkaları da en az benim kadar önemli”, başkaları da en az benim kadar yaşama hakkına sahip” sorgulamasını yapabilen bireyler yetişsin? Nasıl bir psikolojik ve sosyolojik ortam geliştirelim ki,  “bu toplumdan, bu insanlardan, bu ülkeden neler alabilirim, yerine neler verebilirim, bu ülkenin gününe, geleceğine  ne gibi katkılar getirebilirim; dağarımdaki maddi, manevi birikimlerimi bu toplumla nasıl paylaşabilirim”  özdenetimini yapabilsin?  Ne gibi bir ulusal tavır geliştirelim ki, bu bilinçle bilimde, fende, ekonomide, endüstride, edebiyatta, sanattan siyasete kısacası toplumu saran sarmalayan her alanda; ulusal ve uluslar arası arenada gücünü ve kimliğini ortaya koyabilsin?   Nasıl bir toplumsal sorumluluk ve sahiplenme duygusu verebilelim ki “ bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” çarpık mantığı yıkılabilsin? Nasıl bir iş disiplini ve çalışma namusu verelim ki “çalışıp da ne olacak, bu dünyayı sen mi kurtaracaksın” köstekliği yok edilebilsin? Emeğe ve alın terine saygı baş tacı edilebilsin? Nasıl bir toplumsal paylaşım bilinci geliştirelim ki, “devletin malı deniz, yemeyen domuz” ahlaksızlığı yok edilebilsin? Nasıl bir güven verebilelim ki, aklına, zekasına, çalışkanlığına kısacası  kendine özgüveni olan insanlarımız yetişsin? Yalaka ve bukalemun insan tipleri yok olabilsin. Nasıl bir eğitim verelim ki, ancak şablonlar içinde hareket edebilen, şablon konuşmalar, şablon hareket tarzları, şablon yaşam biçimleri içinden sıkışıp kalan insan tipi yerine her alanda özgün tavırlar geliştirebilen insan tipleri...

devamı...