Yaşam Kısa Sanat Sonsuz

"Yaşamak güzel şey be kardeşim"!

Tüm yaşam koşullarına karşın, insan olmak, insanca yaşamak, yaşamın gereklerini yerine getirerek yaşamak güzel şey. Ancak bu güzel olguyu olumluluklarla, sevgiyle dolu yaşamak, insani ilişkileri anlamlandırmak, yaratıcı etkinliklerle zenginleştirmek, idealler ve ilkelerle bezemek, kendi cevherini toplumun ve insanlığın değerlerine katabilmek daha da güzel.

Biyolojik yaşamın sınırlılığına karşın, yaratıcı ve üretici bir yaşam felsefesinin ve yaşam biçiminin sınır tanımazlığının her toplumda pek çok anlamlı örneklerini görmek mümkündür. Bu tür örneklerin alabildiğine çoğaldığı, her kesiminin yaşam ilkeleri arasında önemli bir yer tutabildiği toplumlarda bilimin, sanatın, kültürün, sporun etkilediği siyasal ve sosyal yaşamın ulusal sınırları aşarak uluslar arası bir anlam kazandığı görülebilmektedir. Bu birikimlerle zenginleşen toplumların kendilerine ve bireylerine güveninin psikolojik ve sosyolojik boyutları uluslar arası ilişkilerde önemli bir etkileşim unsuru olabilmektedir. Bu özellikler aynı zamanda toplumların tanımlanmasında önemli bir nitelik değerlendirmesidir. Nitelikli toplumlar, nitelikli eğitim aşamalarından geçen ve donanımlı hale gelen bireylerden oluşur. Nitelikli eğitim bireylerinin gizil güçlerini, kendi cevherlerini keşfeden, geliştiren ve onu bilim, teknoloji, kültür ve sanat, spor, sağlık, ekonomi ve siyaset alanlarında toplumun dinamizmine katan etkinlikler bütünlüğüdür. Bu bilinci kazanan bir toplum da neden yaşadığını, niçin yaşadığını sorgulayan ve biyolojik yaşamları ne olursa olsun, yaşamı kalıcı olan ve geleceğe iz bırakan bireylerden oluşacaktır.

Bu çalışmamızda, kısa yaşam dilimleri içinde, çoğu zaman inanılmaz eserler ortaya koyarak topluma ve tarihe iz bırakan, çoğunluğu plastik sanatlar olmak üzere değişik alanlardan insanların yaşam öykülerinden örnekler sunulmaktadır. Amacımız, "daha çok uzun yıllar var önümde" rehaveti içinde olanlara; zamanın acımasızlığını, saat denen aygıtın tik-taklarını hiç kimsenin gözünün yaşına bakmadan sürdürdüğünü, zamanın ırk, din, statü ayrımı ve toleransı yapmadan işlediğini vurgulamaktır. Her yaşın, her yaşam diliminin hakkı ile yaşanması bu bilincin gelişmesiyle mümkün olabilecektir.

Her insanın bir cevheri olduğuna inanıyoruz. Yeter ki bu niteliğin farkına varılsın. İnsanlarımızın kendi cevherlerini, yaşamın hangi evresinde olursa olsun, somut, kalıcı ve zamana meydan okuyan eserlere dönüştürmesi ve bunun için de gerekli çabayı göstermesi dileğimizdir.

Hangi açıdan, hangi ideolojiden ya da hangi yaşam felsefesinden bakılırsa bakılsın, insan yaşamı tarih içinde kısanın da kısası bir süreci kapsar. Okyanusta bir damla ya da bir kum taneciği bile sayılmaz biyolojik yaşam. "Bir varmış bir yokmuş" örneği varlık ve yokluk arası anlık bir gölgeden başka bir şey değildir. Su üzerine yazılan bir yazı gibidir yaşam; yaşamı bilinçle yoğuramayanlar, ona anlam katamayanlar, neden ve niçin yaşadığını sorgulayamayanlar, beslenme ve üremeden başka bir şey düşünemeyenler için; kendisi dışındaki başka canlılardan farksız. "Çoğu insan "gün"ü yarının kıyısına ulaşmak için geçmek zorunda kaldığı bir ırmak gibi yaşıyor. Böylece dünün bugünden, bugünün de yarından bir farkı kalmıyor. Daha doğrusu ulaşılacak bir kıyı da!" (Kenan Sarıalioğlu, Issız İnsan Ormanında, sayfa: 66, Serander Yayınları, Trabzon,1999)

Ya gerçek yaşam!

İnsanın varlık nedeni, insan olmanın gereğini yerine getirmektir. Düşünebilmek, düşündüğünü işe, özgün bir eyleme dönüştürebilmek, yeniden yaratabilmektir. İnsanım diyebilmenin bilincinde olabilmektir; ağlayabilmek, gülebilmek, duyabilmek, coşabilmek, tadabilmek ve bunları insansal yaratı eylemine dönüştürebilmektir. Mağara duvarlarından, uzayın fethine uzanan çizginin; Mezopotamya, Mısır, Ege, Anadolu, Roma-Bizans, Astek, Çin, Orta Asya, Hint uygarlıklarının ya da burada sayamadığımız pek çok yaratım mücadelesi örneklerinin kendi beyni ve elleriyle oluştuğunun bilincinde olabilmektir. Günümüzde her alanda ulaşılan gelişmelerin boyutu insan yaratıcılığının sınırsızlığının göstergesidir. Onun için tarihi, uygarlığı, sanatı, edebiyatı, bilimi, teknolojiyi yaratan ve çağlara taşıyan güç insanın eli, gözü, kulağı ve yaratıcı zekasıdır.

Sanat insan yaratıcılığının evrensel göstergelerinden biridir.

İnsan yaşamının sınırlılığını sınırsızlığa ve sonsuzluğa dönüştüren en önemli insani etkinliktir. Doğum ve ölüm insanın değiştiremeyeceği ve elinde olmadan gerçekleşen kesin gerçekliklerdir. Bir tarih düşülür, bu doğum tarihidir; araya kısacık bir çizgi konur ve ikinci bir tarih düşülür, bu da ölüm tarihidir. Yaşam, bu tarihlerin uzunluğu ya da kısalığından çok, aradaki çizgiye yüklenen nitelik ile anlam kazanır. İnsani değerlerini; zekalarını, sezgilerini, sevgilerini, tutkularını, çalışkanlıklarını, yaratıcılıklarını, sanata, bilime, uygarlığa dönüştürebilenler için bu kısacık çizgi "sonsuzluk çizgisi, sonsuzluk işareti" demektir. Her ölüm erkendir, yaşı, kimliği ne olursa olsun her ölüm yaşama değgin ne varsa yeniden sorgulama nedeni olabilir. Celal Üstel'in dediği gibi " Gerçi her ölüm erkendir, ama erken ölümler trajiktir; gözüpek, dünyaya meydan okuyan, aşık olmaya cesaret eden insanların erken ölümleri ise bana hep daha trajik gelmiştir." Dünyayı başka türlü algılayan ve yorumlayan, yaptıklarından, ortaya koydukları eserlerinden daha pek çok şey yapabileceklerine inanılan genç ölümler ayrı bir hüzün verirler. "Daha uzun yaşasalar, kim bilir dünya nasıl olurdu" sorusunu sormadan edemez insanoğlu.

Sanat tarihi bu anlamda çok ilginç yaşam örnekleriyle doludur. Kısacık yaşamlarında tarihe, sanat tarihine çivi çakabilen, ölümsüz eserleri ile yüzyıllara kafa tutabilen pek çok insan görmek mümkündür. Ayrıca edebiyat, felsefe, bilim, siyaset alanlarında da ilginç örnekler vardır. Bu nedenle bu alanlardan da birkaç tipik örnek araştırmalarımızda yer almıştır. Bunlara kısaca da olsa değinmek, insanlarımıza yaşama bir başka gözle bakmalarını sağlayacak pencereler açmak anlamına gelebilecektir. En azından "daha çok gencim, benim önümde uzun yıllarım var" rehaveti içinde zamanı "har vurup, harman savuranlara", hesapsız, kitapsız harcayanlara söylenmiş bir çift sözümüz olacaktır: Zaman hiç kimseye ayrıcalık göstermeyen, hiç kimseye acımayan tek olgudur. Hiçbir maddi gücün satın alamayacağı, geri getiremeyeceği zaman olgusudur. Bu bilinçle onun değerini anlama ve bilme çabası her insanın asli sorumluluğu olmalıdır."Yaşam duygusu, ölüm gerçeğinden daha güçlü…O kadar güçlü ki, ölümü bile sonsuz yaşama çevirmekte…" (Kenan Sarıalioğlu, Issız İnsan Ormanında, Serander Yayınları, sayfa:74, Trabzon,1999) Bu konuda tipik bir örnek vermek gerekirse, ünlü yazarımız Mahmut Makal, "Bizim Köy" romanını yazdığı, yayınladığı ve Cumhuriyet Gazetesi Roman ödülünü kazandığı zaman henüz 19 yaşındadır. Ekspresyonist ve Blaue Reiter grubunun kurucularından ünlü ressam Franz Marc (1900-1916) 26, Avusturyalı ressam, şair Egon Schiele (1890-1918) 28 yaşında ölmüş olmalarına rağmen dünya sanatında ölümsüzler arasında yer alabilmişlerdir. Bu örnekleri her alanda bilimde sanatta, siyasette görmek olasıdır. Bu bağlamda yapılan bir kitap hazırlığında yer alan pek çok örnek içinden değişik alanlardan seçilen isimlere yer verilmiştir.

Raphael (1483-1520) Yüksek Rönesans'ın önde gelen ressam ve mimarlarındandır. İtalyan sanatının ve genel anlamda dünya sanatının 500 yıldır ölümsüzlüğünü koruyabilmiş sanatçılarındandır. Leonardo ve Michelangello'dan çok genç olmasına rağmen onlarla birlikte Rönesans'ı ve onun ulaştığı en üst noktayı temsil eder. "Çok yetenekli ve hırslı bir genç adam, mimar, ressam ve heykel tasarımcısıdır. Batı sanatının en büyük çizim ustalarından biri sayılır." Yaşadığı süre topu topu 37 yıldır.

Peter Bruegel (1525-1569) " Bruegel'in canlı sahnelerine hayat veren, sarhoş, sallanan tipler İtalyan idealizmindeki arındırılmış yetkinliğin tam karşıtını oluştururlar. Aslında daha gerçek ve insani olan, Bruegel'in gerçek yaşamı gözlemleyerek yaptığı resimlerdir. Sanatçının, köylülerin eğlencelerine katılmak için kılık değiştirdiği söylenir. Ona köylü Bruegel lakabı verilmiştir. Oysa tekniği kabalıktan çok uzaktır. Titizlikle uygulanmış ince boya tabakaları büyük bir zenginlik ve renk çeşitliliği yaratır" (Sanat Kitabı,s:71). Bugün onun resimlerini Brüksel Modern Sanatlar Müzesinde tüm tazeliği ve canlılığı ile görmek mümkündür.

Domenico Ghirlandaio (1449-1494) Rönesans'ın Portre ve fresk ressamı."..Bir ara Michelangello'nun hocası olmuştu. Özellikle doğal ayrıntıları kullanması, çağının toplumsal yaşamını betimlemesi ve dönemin üslubunu eserlerine yansıtması yeteneğiyle ünlenmiştir.

Masaccio (1401-1428) "Bu öncü sanatçı kısa yaşamına karşın 15. yüzyılın Floransalı sanatçılarının en büyüğü olmuştur. Tek bir bakış veya hareketle bir olayı anlatabilme yeteneği; gerçek ışık ve mekan duygusu uyandıran, tutumlu tekniği onu çağdaşlarından üstün ve özgün kılan özelliklerdir…Bu dahi ressam 30 yaşına varmadan ölmüştür." (Sanat Kitabı, s:305)

Giorgione (1477-1510) "Pastoral manzaraları ölümünden yüzyıllar sonra da beğenilmeye devam etmiş, Nicolas Poussin gibi büyük manzara ressamlarını etkilemiş" önemli bir Venedikli ressamdır.

Michelangello Caravaggio (1571-1610) 39 yaşında ölen 17. Yüzyılın büyük İtalyan ressamı. Sanat anlayışı ile manierist dönemin ve çağının ekol olmuş bir sanatçısıdır. Onun etkisindeki sanatçılarla Caravaggist adıyla başlı başına bir akım oluşmuştur.

Sir Anthony van Dyck (1599-1641) Rubens'ten ayrı olarak veya onunla birlikte 17. yüzyılın çok ünlü Belçikalı ressamı. Dünyanın en büyük müzelerinde eserleri bulunmaktadır. 42 yaşında ölmüştür.

Adam Elsheimer (1578-1610) 17. Yüzyılın önemli Alman manzara ressamlarındandır. Rubens Elsheimer için "birçok konu içinde ve manzaraların içinde küçük figürlerde eşsiz" diye yazmıştır. 32 yaşında ölmüştür. Elsheimer, aynı zamanda önde gelen Alman baskı resim ustasıdır. 1598'de gittiği İtalya'da Venedikli sanatçılardan çok etkilenmiş, onların renk kullanımıyla kendi ışık anlayışını ve gerçekçiliğe bağlılığını birleştirerek resimler yapmıştır.

Bartheal Beham (1502-1540) 38 yaşında ölen Alman ressam ve grafik sanatçısı. New York Metropolitan Müzesinde eserleri bulunmaktadır.

Sisto Badalocchio (1585-1620) Döneminin önemli İtalyan ressam ve gravürcülerindendir. Avrupa'nın çeşitli kolleksiyonlarında ve müzelerinde eserleri bulunmaktadır.

Carel Fabritius (1622-1654) "Krem rengi bir arka plan üzerinde küçük bir saka kuşu yeşil bir tünekte dinleniyor. O kadar gerçek görünüyor ki uzanıp dokunma isteği uyandırıyor." Fabritius Rembrandt'ın parlak öğrencilerindendi. Ancak karanlık üzerinde ışıklı nesneler resmeden ustasının tekniğini, aydınlık üzerinde karanlık kullanarak tersine çevirdi. Sanatçı görsel doğruluğa özel bir önem vermiştir. Yapıtlarının bu özelliği öğrencisi an Wermeer'i etkilemiş olmalıdır.

Spinoza (1632-1677) Hollandalı filozof, 45 yaşında öldü. Dinsel eğitim gördü ve dinsel ortamda yetişti. Cumhuriyetçileri desteklediği için aforoz edildi. Cam perdahlamayı öğrendi. Tanrı, İnsan ve İnsanın Mutluluğu Üzerine Kısa İnceleme, Anlığın Düzeltilmesi Üzerine İnceleme, ve tamamlayamadığı Siyaset İncelemesi gibi eserleri vardır. "Spinoza'nın hareket noktası tanrının doğayla özdeşleştirilmesidir; bu da tanrısal bir lütfun aşkınlığını zorunlu olarak varsayan ereklilik fikrini yok eder." (Büyük Larousse, s,10756)

Pascal (1623-1662) Fransız düşünür, Matematikçi, 39 Yaşında ölmüştür. Daha 16 yaşında iken konikler üzerine bir inceleme yazdı. 1642-43'te bir hesap makinesi icat etti. Pascal aritmetik üçgeni, Pascal ilkesi, Pascal salyangoz eğrisi, Pascal teoremi gibi birçok matematiksel kavramı ortaya koydu. Düşün yazılarını "Epiktotes ve Montaigne Üzerine Konuşma", "Düşünceler"'de topladı. Düşünce ve anlatımın gücü ve kesinliği, çelişkiler çerçevesinde (iyi ve kötü, sonlu ve sonsuz, inanç ve inayet vb.)yoğunlaşan pascalcı tartışma yönteminin en belirgin özelliğidir. (Büyük Larousse,s:9207)

Antoine Watteau (1684-1721) Watteau pastoral resmin ve pastoral eğlence manzaralarının usta sanatçılarındandır. Rokoko resminin önemli temsilcisi olan bu sanatçı inceliği ve zarafeti yansıtır.

Jan Wermeer (1632-1675) 17. Yüzyıl Felemenk sanatçıların en büyüklerinden biridir. İç mekan ve bu mekanda günlük yaşam sahnelerinin betimlenmesinde (dikiş diken, piyano çalan kadınlar gibi) çok ilginç eserler vermiştir. "Bakış açısının şiirselliği ve kullandığı görkemli ışık, yurttaşı Jan van Eyck'i hatırlatır". Wermeer'de ışığın kullanılışı ve tüm mekanda oluşturduğu yumuşak aydınlık, Barok sanatçılardan ve Rambrandt'ın odaklanmış, sert ve dramatik ışık anlayışından ayrılır.

Theodore Gericault (1791-1824) Savaş sahneleri ve süvari resimleri ile tanınan Gericault hız, hareket ve dinamizm duygusunu yakalamak için figürler üzerinde renk oynaşmalarına önem verdi. Louvre müzesinde resimleri bulunmaktadır.

Puşkin (1799-1837) 38 yıl gibi pek çok insanın henüz ne oldum ne olacağım kararsızlığı içinde bulunabileceği bir yaşta öldü. "Rus ve dünya yazınına ölümsüz bir miras bırakan Puşkin", dünya edebiyatının ölümsüz klasikleri arasında çok önemli bir yere sahip. "Yapıtlarında batı kültürü ve özgürlükçü düşünce ile Rus halk duyarlılığını kaynaştıran Puşkin pek çok yazarı etkilemiş bir kalem virtüözü". Puşkin'in sevecen bir alaycılıkla çizdiği tipler, Dostoyevski, Tolstoy, Çehov ve daha sonraki birçok Rus edebiyatçısına ilham kaynağı olmuştur. (Ataol Behramoğlu) "Yüzbaşının Kızı ile karşılaştırılınca bütün romanlarımız ve büyük hikayelerimiz yavan kalıyor". Böyle yorumlamış Gogol. "Yüzbaşının Kızı yazılmasaydı, Tolstoy'un Savaş ve Barış'ının da yazılmamış olacağı görüşüne ise bu romanın çevirisini üstlenen Ataol Behramoğlu da katılıyor. Savaşın bütün yalınlığı ve karmaşıklığı içinde, roman kahramanlarını kendine özgü yaşamları ve aile yaşantıları içinde anlatan Yüzbaşının Kızı Puşkin'in anlatı alanındaki başyapıtı." "Öyle ki Kafkas doğası betimlemelerinin, yıllar sonra bir başka büyük yazarı, Maksim Gorki'yi etkilediği rahatça söylenebilir. Savaş alanı betimlerinin ise Sivastopol'da ve hatta Savaş ve Barış'ta Lev Tolstoy'u derinden etkilemiş olduğu açıkça görülmektedir" (Radikal Kitap). Puşkin'in diğer bazı eserleri: Byelkin'in Öyküleri, Büyük Petro'nun Arabı, Erzurum Yolculuğu, Dubrovski

Sultan Abdülmecid (1823-1861) Sultan II. Mahmut'un oğludur. 1839'da tahta çıktı. Tanzimat Fermanını ve Islahat Fermanını ilan ederek babasının başlattığı yenileşme hareketlerini sürdürdü. Osmanlı Devletinin savaşlar ve toprak kayıpları ile geçen bir döneminde başa geçti. Döneminde bu alanlardaki olumsuzluklara rağmen eğitim alanlarında önemli yenilikler getirildi. 1939'da Rüşdiye Okulları, 1842'de Ebe Okulları, Ziraat Okulları, İlk İdadiler (lise), Darülmuallimin (İlk öğretmen Okulları) 1848'de açıldı. 1858'de Kız Rüşdiyeleri, Orman Maadin Mektebi; 1859'da Mülkiye Mektebi; 1860'da Telgraf Mektebi açıldı. Ülkenin bunalımlarının çok ağırlaştığı bir dönemde 38 gibi genç bir yaşta öldü.

Guillaume Apollinaire (1880-1918) Fransız yazar, şair ve eleştirmen. 1913'te " Kübist Ressamlar" adlı eserini yayınladı. 1917'de "Breasts of Tresias" adlı oyununda Sürrealizm terimini kullandı. 1. Dünya Savaşı'nda genç yaşta öldü.

Frederic Bazille (1841-1870) 29 yaşında Prusya savaşında ölen Fransız empresyonist ressam.

Aubrey Beardsley (1872-1898) İngiliz grafik ve illüstrasyon sanatçısı, 26 yaşında öldü.

Charles Baudelaire (1821-1867) Fransız eleştirmen ve şairi. Kritikleri "The Painter of Modern Life,1863) adlı eserinde toplandı. Şiirleri "Les Fleurs du Mal,1857" kitabında yayınlandı.46 yaşında öldü.

Umberto Boccioni (1882-1916) İtalyan Ressam ve heykeltraşı. Fütürizm'in önemli isimlerinden biri.

!909'da "The Technical Manisfesto of Futurist Painting" ve 1912'de "The Manifesto of Futurist Sculpture" adlı eserlerini yayınladı. "Boccioni' nin ilgisini zaman ve mekan içinde hareket konusu çekiyordu. Gerçekte de Boccioni, 1910'daki İtalyan gelecekçilik akımının kurucularından biridir…Geçmişi yadsıyan gelecekçiler bilim ve teknolojiden esinlendiler ve mekanda hareket kavramı üzerine yoğunlaştılar. Dönemin pek çok sanatçısının tersine Gelecekçiler Makine Çağının sanat üzerinde olumlu etkiler yaptığına inanıyorlardı" (Sanat Kitabı, s:48). Dünyanın büyük müzelerinde eserleri yer almaktadır. 1. Dünya Savaşı sırasında öldü.

Edgar Allan Poe (1809-1849) Şiirleri, kısa öyküleri ve tenkitleri ile hem Amerika'da hem de dünyada çok tanınan bir yazardır. İki yaşında yetim kalan, zengin bir aile yanında yetişen ama karmaşık yaşam biçimi ile hem kendini hem de aile etrafını mutsuz eden, 13 yaşındaki kuzeni ile evlenen ve onu yirmiiki yaşında kaybeden sorunlu bir hayat yaşamış ve bunlar sanatına yansımıştır. Ülkemizde özellikle 1960'larda Anabelli şiiri çok ilgi görmüş, gençlerin sloganı haline gelmişti. 40 yaşında ölmesine rağmen inanılmaz şiir ve öyküleri ile sanat evreninde halâ yaşamaktadır.

Raymond Radiguet (1903-1923)

Fransız edebiyatının 20 yaş gibi çok genç bir yaşta kaybettiği önemli yazarlarındandır. Jean Cocteau onun için şu değerlendirmeyi yapıyor: "Raymond Radiguet, Arthur Rimbaud ile Fransız edebiyatında bir olay olmanın müthiş ayrıcalığını paylaşır".

Bu genç yazarın "İçimizdeki Şeytan" adlı eseri 1965 yılında Oktay Akbal tarafından Türkçe'ye çevrilmiş ve Varlık Yayınları arasında yayınlanmıştır.

"Romanın yayınlandığı 10 Mart 1923 tarihinde Nouvelles litteraires dergisinde yayınladığı makalesinde. Radiguet gençlerin yazma hakkını savunarak 'bu bir gerçek, hem de hiç savsaklanmayacak bir gerçek, yazmak için yaşamış olmak gerekir. Ancak benim bilmek istediğim, insanın 'yaşadım' diyebilmesi için kaç yaşında olması gerekiyor. Ne olunsa olsun son yılların anılarını yazmadan önce ilk yılların anılarını yazmak bana hiç de densizlik gibi gelmiyor."

Radiguet'in bir diğer romanı Orgel Kontunun Balosu'dur. Cocteau, onun için "o bir tür konuşan bitkiydi. İçimizdeki Şeytan'da bu bitki köklerinin gizemini anlatır. Orgel Kontunun Balosu'nda ise, bu bitki çiçek açar, kokusu da sözdür." Bu iki kitap günümüzde Can Yayınları tarafından yeniden basılmıştır.

Zeynel Kıran'ın Cumhuriyet Kitap'ta yazdığı "Ölümsüz Gençlik" yazısında belirttiği alıntıda Raymond Radiguet için "Radiguet, kimseye 'yaşamın en güzel yaş olduğunu söylemelerine izin vermeyeceğim' dediği bu ünlü tümceyi doğrularcasına 20 yaşında öldü.

(Cumhuriyet Kitap, sayı 708 sayfa:12/13)

Samed Behrengi (1938-1968) (Küçük Kara Balık) İran'ın ünlü çocuk öyküleri yazarı. Ülkemizde de çok tanınan devrimci yazar.

Theodore Chasseriau ( 1819-1856) 37 yaşında ölen Romantik ve Klasik dönemin önemli Fransız ressamlarındandır. Paris'te Louvre ve Palais d'Orsay müzelerinde eserleri bulunmaktadır.

Vincent van Gogh (1853-1890) 19. yüzyılın en etkileyici ve 20. yüzyılın resim anlayışına önemli etkileri de olan ünlü Hollandalı ekspresyonist ressam. 1880'den sonra resme başlamış, önemle sağlık sorunlarına karşın ölünceye kadar müzeler dolusu resim yapmıştır. Bugün dünya müzelerindeki resimlerinin yanı sıra Amsterdam'da adına yapılan büyük bir müze bulunmaktadır. Topu topu 7 yıl kadar resim yaptığı bilinir. Bu sürenin her dakikasını resim yaparak yaşadığı için bu kadar resim üretebilmiştir.

Ricard Parkes Bonington (1802-1828) 26 yaşında ölen İngiliz suluboya ve yağlıboya ressamı.

Viktor Borisov-Musatov (1870-1905) 35 yaşında ölen Rus ressamı. Moskova'da Tretyakov Gallery'de eserleri vardır.

Renoir (1841-1880) Empresyonizm'in en önemli temsilcilerinden biridir. Resimlerinin yanısıra heykelleri de müzelerin başeserlerindendir. 39 gibi çok genç bir yaşta bu başarılara ulaşabilmiştir.

Egon Schiele (1890-1918) 20. yüzyılın Viyanalı ünlü ekspresyonist ressamlarındandır. Şiirleri ve resimleri ile 28 gibi genç yaşta ölmesine rağmen dünya sanatında ve edebiyatında ölümsüz eserler bırakmasını bilmiştir. "Schiele'nin gerilimli ve çarpıtılmış imgeleri insan duygularını hiç ödün vermeden yansıtır. Sigmund Freud'un bilinçaltına yönelik araştırmalarından çok etkilenmiş olan sanatçı yapıtlarına kendi korkularına ve güvensizliklerine biçim vermiştir. Kısa sanat yaşamı boyunca, büyük bölümünde cinselliğin ön plana çıktığı çok sayıda yapıt vermiş, hatta ahlaksız resimler yaptığı için koısa bir süre hapiste yatmıştır. Kendini onlardan saymasa da üslubundaki keskin sinirsel yoğunluk Schiele'yi en önemli dışavurumcu ressamlardan biri yapmıştır." (Sanat Kitabı, s:415)

Stephen Crane (1871-1900) " Kırmızı Cesaret Madalyası, Kayık " gibi kitapları ile Amerikan öykücülüğünde realizminin ve natüralizminin en güzel örneklerini veren, 29 yaşında tüberkülozdan öldüğünde geride yirmisekiz kitap bırakan Amerikalı gazeteci ve yazar. Kayık öyküleri onun bizzat yaşadığı gazetecilik serüvenlerini anlatır.

F.S. Fitzgerald (1896-1940) "Caz devri adıyla anılan harp sorası çılgın gençliğin hikayelerini" anlatmıştır. Onun "roman ve hikayeleri gençliğin, servetin, delice eğlencelerin, son derece zengin olanların inanılmayacak konuşma, duygu ve davranışlarının hikayeleridir." The Great Gatsby (1925) en ünlü eseridir.

Georges Seurat (1859-1891) Neo-Empresyonizm'in ve puantilizmin önde gelen Fransız sanatçılarından biridir. Ayrıca çalışmalarında tonal çizimleri, lekesel desenleri önemli yer tutar. Görsel dünyanın analizi anlamına gelen optik araştırma ve teorileri sanat tarihinde yer almıştır.

Avni Lifij (1886-1927) 41 yaşında ölen sanatçı Batı anlayışındaki Türk resminin romantik ressamlarından biridir. Çok az resmi günümüze gelebilmiştir. İstanbul Resim Heykel Müzesi'nde resimleri bulunmaktadır. Özellikle kendi portresi en çok bilinen resmidir.

Juan Gris (1887-1927) Sanat yaşamını Paris'te geçirmiş önemli bir İspanyol Kübist ressamıdır.

Henri Brzeska-Gaudier (1891-1915) Birinci Dünya Savaşı'nda 23 yaşında ölen Fransız heykeltraşı. "Red Stone Dancer, 1913- Londra -Tate Galeride). Auguste Rodin ve Brancusi'den etkilendi. Afrika heykel geleneğini çağrıştıran heykeller yaptı.

Richard Gerstl (1883-1908) Avusturyalı Ressam. İnsan yüzünün ve vücudunun psikolojik anlatımına önem veren Kokoschka gibi ekspresyonist bir sanatçı. 25 yaşında öldü.

Eva Gonzales (1849-1883) 34 yaşında ölen Fransız Ressamı. Çoğunlukla pastel çalışmıştır. Paris'te ve London National Gallery'de eserleri bulunmaktadır.

Paula Modersohn-Becker (1876-1907) Alman Ressam ve grafik sanatçısı. Bir bayan sanatçı olarak manzara resimleri ve yüksek detaylı natüralist ve idealist çalışmaları ile tanındı.

Jean-Marie Guyau (1854-1888) 33 Yaşında ölen Fransız Estetik Doktrinci. Daha 19 yaşında iken "Çıkarcıl Ahlak" üzerine yazdığı bir inceleme Bilim Akademisinin ödülünü kazanır. 20 yaşında Paris'te Condorcet Lisesine felsefe öğretmeni olarak atanır.

1878'de "Epikür'ün Ahlak Anlayışı", 1879'da "Çağdaş İngiliz Ahlakı" adındaki kitaplarını yayınlar. Bu eserleri 1884'te "Çağdaş Estetik Sorunlar", 1885'te "Yükümsüz ve Yaptırımsız bir Ahlak Denemesi" izler. Ayrıca ölürken de aşağı yukarı tamamlanmış üç eser bırakır: Sosyolojik Açıdan Sanat 1889, Eğitim ve Soyaçekim, Zaman Düşünüşünün Oluşu. Guyau'nun 1881'de yazdığı bir de şiir kitabı vardır. (Suut Kemal Yetkin, Estetik Doktrinler, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1972)

Arthur Rimbaud (1854-1891) "..Şiirin her şeyden önce bir dil sorunu olduğunu, her şeyi bir yana atıp kendi iletişim aracını kurması gerektiğini ilk anlayanlardan biridir. Öyleyse yeni bir yazış tarzı bulmak,cümle yapısını yıkmak, alışılmış ritimleri kırmak, eski duyuşları alt üst eden yeni duyuşlar icat etmek, kısacası bir dil bulmak… gerekiyordu. Bu dil, kokuları, sesleri, renkleri, her şeyi özetleyen ve ruhtan ruha seslenen, düşünceyi düşünceye çengelleyip çeken bir dil olacaktı." (Büyük Larousse, s:9836) Karmaşık bir yaşam içinde "Sarhoş Gemi", öz yaşam öyküsü olan "Une Saison-1873" ve "Les İlluminations" adlı eserlerini yazdı. 37 gibi çok genç bir yaşta kanserden öldü.

Amedeo Modigliani (1884-1920) Erken 20.yüzyılın çok orijinal ressam ve heykelcilerindendir. İtalyan sanatının önde gelen bu sanatçısı uluslar arası bir kimlik gibidir. Daha çok Paris'te yaşamıştır. Kendine özgü deformasyonları içinde portreleri ve çıplakları Afrika sanatını ve arkaik sanatı çağrıştırır. Deformasyonlarına karşın çıplakları canlı ve hayat doludur. "Kübizmden, Afrika heykellerinden ve Paul Cezanne'den etkilenmekle birlikte, sanatçı hiçbir akımla ilişki kurmamış, kendine özgü, içedönük bir üslup geliştirmiştir. 36 yaş gibi çok kısa bir yaşam içinde dünyanın en önemli müzelerinin önemli bir sanatçısı kimliğini kazanmıştır.

Frederic Bazille (1841-1870) Manet, Monet, Renoir, Emil Zola gibi sanatçıların arkadaşı. "Günlük yaşamla ilgili gözlemlerini belgeleyen yeni tür resimleriyle İzlenimcilik'e bağlıdır. 29 yaşında Prusya savaşında ölür.

Richard Parkes Bonington (1802-1828) "Yakın arkadaşı olan romantik ressam Eugene Delacroix onun hakkında şöyle yazmıştı "Modern okuldan hiç kimse, belki de ondan önce gelen hiçbir sanatçı onun resimlerini bir anlamda gözalıcı ve büyüleyici elmaslara dönüştüren hafifliğe sahip değildi." Resimlerini suluboya ile gerçekleştiren bu sanatçı kent görünümleri, manzara ve tarihsel resimler yaptı.

Franz Marc (1880-1916) Mavi Binici "Der Blaue Reiter" adıyla bilinen dışavurumcu bir grubun en önemli üyesidir. Vassily Kandinsky ve Franz Marc bu adı verenlerdir. Her ikisi de hem maviyi hem de atları ve biniciliği seviyorlardı. "Marc'ın resimlerinin çoğu güçlü renklerle boyanmış at resimleridir. Ancak 1912'den sonra daha soyut yapıtlar vermiştir."

Toulouse-Lautrec (1864-1901) "19.yüzyıl sanatçılarının en önemlilerinden biri olan Lautrec gecelerini sık sık Moulin Rouge'de geçirirdi. Hem içer hem de bu karanlık, düşkün dünyanın soylularını ve yıldızlarını izleyerek onları betimlerdi. Yapıtlarındaki hızlı üslup ve görünür fırça vuruşları onun dans salonunda otururken resim yaptığını göstermektedir. Doğuştan aristokrat olan Toulouse- Lautrec çocukluğu sırasında kötürüm kalmış, bu nedenle kendini toplumdan tamamen kopmuş hissetmiştir. Marjinal sınıflara yakın olmayı yeğleyerek çevresine topladığı artist, palyaço, dansçı ve fahişelerin resimlerini yapmıştı." Bu ünlü sanatçı 37 yaşında öldü.

Lujusov Popova (1889-1924) "Yumuşak renklerde, birbiri üstüne binmiş geometrik şekiller, boyasız kontraplak zemin üzerinde yüzüyor gibi görünüyor. Çeşitli daire,eğri ve diagonal çizgilerin karşılıklı etkileşimi ışık oyunları ile yaratılan çok renkli gölgelerle pekiştirilmiş. Resmin ötesine uzanır gibi duran diagonal çizgilerle derinlik duygusu artırılmış. Renk ve biçim vurgusu ve perspektif artırıcı gölgeler Konstrüktivizm'in etkilerini yansıtıyor…Rus öncü sanatının en önemli kadın üyelerinden olan Popova meslek yaşamının doruğundayken kızıldan ölmüştür."

Thomas Wolfe (1900-1938) Amerikan sembolist hikaye ve romancılarındandır. Şiir gibi anlatımı ile gençlik ve coşkunluğun romantizmini temsil eder.

Arshile Gorky (1905-1948) Avrupa Kübizmi ve Sürrealizmi ile Amerikan Abstract Empresyonizmi arasında bağ kuran abstract ressam. Sanatçının bazı eserleri Gerçeküstücülüğün büyülü düşsel öğelerini ve Soyut Dışavurumculuğun doğal ve kendiliğindenliğini içerir.

Jean Michel Basquiat (1960-1986) "Kabaca çizilmiş figürler, el yazısı deyişler, ve bilimsel formüller, çok renkli bir arka plan üstünde karışık bir şekilde bir araya getirilerek renk ve şekillerden oluşan bir karmaşa yaratılmış. İlkel ve çocuksu imgeler Basquiat'ın grafiti sanatıyla yakınlığını yansıtır". (Sanat Kitabı,s:29) Çok kısa sürede uluslar arası üne kavuşan bu sanatçı 26 yaşında aşırı uyuşturucudan öldü.

Frida Kahlo (1907-1954) Meksikalı ünlü ressam. Karmaşık, sorunlarla dolu yaşamını bir anlamda gerçeküstü ya da trajigerçek resim kurguları ile anlatan bir sanatçı. Ölümün, acının ve cinselliğin egemen olduğu eserler. Ressam Diego Rivera'nın eşi.

Yves Klein (1928-1962) "Resimlerine özgün bir tinsellik ve özgürlük duygusu verebilen mavi Klein için önemli bir renkti; bu nedenle çoğu resmi mavidir… Savaş sonrası sanatçılarının en önemlilerinden sayılan Klein,izleyiciyi sarsmayı ve kızdırmayı amaçlayan bir üslup olan Avrupalı Yeni-Dadacılık akımının öncüsüdür. Yapıtları arasında kendisinin törenle yaktığı resimleri ve olağandışı 'Antropometriler' dizisi bulunur. Bu yapıtları için ünlü mavi boyayla boyanmış kadın modeller Klein'in direktifleri doğrultusunda ve onun senfonisinin eşliğinde tuval üzerinde yuvarlanmışlardı." Henüz 34 yaşında iken öldü. Bu genç ölüm onun "yaşamının ve yapıtlarının çok sayıda insan tarafından adeta kutsal bir miras sayılmasına yol açmıştır." (Semra Germener, 1960 Sonrası Sanat, S:20) Yves Klein hiçbir sanat eğitimi almadığı halde Amerika, Almanya, Fransa ve İtalya'da sergiler açtı.

Nicolas De Stael (1914-1955) Sanat yaşamına soyut resimlerle başlayan ve bu üslubu ile tanınan Stael Braque'den etkilenmiştir. Daha sonraları soyutlamacı tavırla figüratif konular ele almıştır. Müzisyenler, natürmortlar, atletler, çıplaklar gibi konularda eserler vermiştir. Bu konuları işlerken "soyut ile simgesel imgelerin incelikli dengelenmesinde, nefis renklerin güçlü tonlarının ayarlanmasında ve renkle biçim arasındaki oyunda" (Sanat Kitabı, s:443) kimliğini ortaya koymaktadır.

Ali Haydar/ Beşiktaşlı Kulları/ (1879-1915). Daha çok İstanbul ve çevresinin manzara resimleri ile bilinen Türk Primitiflerindendir.

Belkıs Mustafa Hanım (1896-1925) İnas Sanayi-i Nefise Mektebi'nde Sami Boyar'ın atölyesinde öğrenim gördü. 1917'de Osmanlı Maarif Nezareti tarafından Almanya'ya gönderilerek Berlin Akademisi'nde ve Louis Corinth atölyesinde çalışmıştır. 1921'de yurda döndükten sonra Galatasaray sergilerine katılmıştır. 1924'te yeniden gönderildiği Almanya'da genç yaşta ölmüştür.

Müfide Kadri (İstanbul,1890-1912) Çok genç yaşta ölen ve Osmanlı toplumunda kadın sanatçıların öncülerinden.

Paula Modersohn-Becker (1876-1907) "Modersohn-Becker'in renk duyarlığı kompozisyonu kadar önemlidir. Örneğin gökyüzü aydınlık sarımsı bir yeşille parlar…Paris'e yaptığı yolculuk sanatçıya Vincent van Gogh'un kalın, dokusal tekniği ile Paul Gauguin'in kütlesel, basit biçimlerini ve renklerini tanıma olanağı sağlamıştır…Sanatçının renk ve biçim yalınlığı Alman Dışavurumculuk'unun habercisi olmuştur."

Hüsnü Yusuf Bey (1817-1861) Türk Primitiflerinden. Asker Ressamlarımızdan. Bazı kaynaklara göre, Ferik İbrahim Paşa, Ferik Tevfik Bey'lerle birlikte 1830'larda ilk kez yurt dışında resim eğitimi alan öncü sanatçılarımızdan.

Mustafa Necati (1894-1929) İzmir'de doğdu. İzmir Muallim Mektebi'nde öğretmenlik, Şark Mektebi'nde yöneticilik yaptı. İzmir'in 15.5.1919'da Yunanlılar tarafından işgali üzerine Balıkesir'de kurulan milli çetelere katıldı. Kuvayi Milliye kumandanı olarak Anzavur çetelerine ve Yunanlılara karşı savaştı. 1920'de Saruhan Milletvekili olarak Meclise seçildi. İkinci dönem İzmir Mebusu oldu. Önce İmar ve İskan Bakanlığı, Adliye Bakanlığı ve 1925'ten ölümüne kadar Milli Eğitim Bakanlığı yaptı. Cumhuriyet Döneminin en etkin Milli Eğitim Bakanlarından biri olan Mustafa Necati'nin bakanlığı sırasında çok önemli eğitim devrimleri gerçekleştirilmiştir. Bunlardan bazıları şöyle özetlenebilir: Her düzeyde eğitimden para alınmaması, ilkokul kitaplarının bakanlıkça bastırılması, 1926'da Gazi Eğitim Enstitüsü ve Orta Muallim Mektebi'nin açılması, aynı yıl Kayseri Zincidere'de ve 1927'de Denizli'de Köy Öğretmen Okullarının açılması, 1928'de Yeni Türk Harflerinin Kabulü. Onun zamanında öğretmenlik mesleğine ve öğretmene saygınlık kazandırılmıştır. 35 yaş gibi çok genç yaşta ölmüştür, ancak Türk Eğitim Tarihi'nde ölmezler arasındaki yerini almıştır.

Dr. Reşit Galip (1897-1934). 1932/33 yılında Milli Eğitim Bakanlığı yapan Dr. Reşit Galip,Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu ve Halkevlerinde çeşitli görevlerde bulundu. Bugün İlköğretim Okullarında okunan "Andımız"ın yazarıdır. "Türküm, doğruyum, çalışkanım, yasam; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, budunumu özümden çok sevmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun." (Meclis Zabıt Ceridesi 1. 52.17.5.1933 Cilt: 1)

Namık İsmail (1890-1935) Sanayi-i Nefise/Güzel Sanatlar Akademisi'ni bitirdikten sonra Paris'te Julian ve Cormon atölyesine devam etti. Süsleme sanatları dalına ilgi duydu. Birinci Dünya Savaşı'na katılarak Kafkas cephesinde savaşı yaşadı."1917'de Enver Paşa'nın Şişli'de kurduğu atölyede savaş resimleri yaptı. Bu resimlerin Berlin'de sergilenmesi sırasında yurda dönmeyerek bir süre Libermann ve Corinth atölyelerinde çalıştı. Dönüşte İstanbul'da resim öğretmenliği yaptı. Sanayi-i Nefise'ye Müdür Yardımcısı olarak atandı.1922'de yeniden Paris'e gitti. P. Loti'nin Mutsuz Kadınlar'ını resimledi. Paris dönüşü, resim eğitimini denetlemekle görevli müfettişliğe atandı. Nazmi Ziya'dan boşalan akademi müdürlüğüne 1927'de atandı. 1935'te emekliye ayrılıncaya kadar bu görevini kesintisiz olarak sürdürdü. Sakin ve disiplinli bir hayat yaşadı" (Kaya Özsezgin, Türk Plastik Sanatçıları, sayfa:348). Resimlerinde; manzara, nü ve figür çalışmalarında yoğun bir boya dokusu, etkin leke ve biçim egemenliği görülür. Namık İsmail, renk, ışık ve boya kullanımı özelliği ile izlenimci (empresyonist) eğilimin ülkemizdeki ilk temsilcilerinden biri sayılır. Harman konulu resmi toplumumuzun pek çok kesimince iyi bilinen tablolarındandır.

Muhittin Sebati (1902-1935) Sanayi-i Nefise/Güzel Sanatlar Akademisi mezunu ressamlarımızdandır.1924-1928 yılları arasında kendi olanakları ile paris'te Julian Akademisi'nde Albert Laurens'in yanında eğitim gördü. Aynı yıllarda süsleme sanatlarına ve heykele de ilgi duydu. Hastalığı nedeniyle çok fazla eser bırakamadan ve sergi açmadan vefat etmiştir. Muhittin Sebati'nin birkaç peyzaj ve natürmort çalışması İstanbul Resim-Heykel Müzesi'nde bulunmaktadır.

Jackson Pollock (1912-1956) "Sanatçı tuval bezini çerçeveye germek yerine duvara ya da yere tutturarak boyaları üstüne dökmüş,sonra da bunları bıçak ve çubuklarla yaymıştır. Böylece resmin çevresinde dolaşabilmiş ve neredeyse kendisi de resmi parçası olabilmiştir. Pollock'un bu yenilikçi tekniğine Hareketli Soyut (Action Painting) adı verilir. Şövale resmini ve geleneksel perspektifi reddeden köktenci yaklaşımıyla bu resim, savaş sonrası uluslararası sanatın dönüm noktasına işaret eder. Yapıtın soyut dışavurumculukla ilişkisi, enerji dolu tekniğinde ve ifadenin özgürce ortaya konuşunda yatmaktadır. Pollock'un resimleri göründüğü kadar rasgele yapılmamıştır. Sanatçı,"Duygularımı resimlemek yerine onları dışa vurmak istiyorum. Boyanın akışını denetleyebilirim; hiçbiri raslantı sonucu değil, başlangıç ya da sonları olmadığı gibi" der." (Sanat Kitabı, s:367)Haşmet Akal (1918-1961) İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde Leopold Levi'nin yanında çalıştı. 1940'ta aynı atölyeden yetişen arkadaşları ile birlikte kurdukları "Yeniler Grubu"na katıldı. 1949'da Paris'e giderek Andre Lhote ve Fernand Leger'in atölyelerinde çalıştı. Fransa'da duvar resimleri gerçekleştirdi. "1953'te yurda döndü. 1954'te Yapı Kredi Bankası'nın açtığı "İstihsal" konulu yarışmada, Balıkçılar adlı kompozisyonuyla derece aldı." (Kaya Özsezgin, Türk Plastik Sanatçıları, S:24) Adana ve Mersin ve Ankara'da sergiler açtı. Hem sanatçı hem de etkin bir sanat eğitimcisi olarak önemli çalışmalar gerçekleştirdi. Bu nedenle Gazi Eğitim Enstitüsü öğretmenliğine atandı. Ancak kısa bir süre sonra 1960'ta öldü. Haşmet Akal, Dahil olduğu Yeniler Grubu gibi içinde yaşadığı toplumu inceleyen, sorgulayan toplumsal gerçekçi, figür ağırlıklı eğilimin temsilcilerindendir.

Altan Gürman (1935-1976) İTÜ Mimarlık Fakültesi'ndeki öğrenimi sırasında Ercüment Kalmık'la çalıştı. Daha sonra Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'nde öğrenim gördü. 1963-1966 yılları arasında Paris Güzel Sanatlar Okulu'nda resim ve özgün baskı alanlarında öğrenim gördü. Akademiye asistan olarak temel sanat eğitimi alanında önemli çalışmalar gerçekleştirdi. 1962 Venedik, 1969 Sao Paulo Bienallerinde ülkemizi temsil etti. Devlet Resim Sergisi ve çeşitli sergilerde ödüller kazandı. Soyut Türk Resminin önde gelen isimlerinden biridir Altan Gürman. Resme üç boyutlu elemanlar katarak nesne-resim ilişkisi ya da resim içinde nesnel elemanlarla düzen kurarak meydana getirdiği resimleri ile alanının öncü sanatçılarından sayıldı. Tuvalin çerçeve ile sınırlılığını resim dışına açılan bağlantılarla zorlayan, kırmak isteyen çalışmalar gerçekleştirdi.

Hale Asaf (1905-1937) İnas Sanayi-i Nefise Mektebi'nde Feyhaman Duran'ın öğrencisi oldu. Kızlar için açılan bu akademiden mezun olduktan sonra 1927'de önce Almanya'ya, sonra Paris'e giderek Matisse ve Dufy gibi ressamların yanında çalışma olanağı buldu. Burada bozulan sağlığı etkisiyle de bohem bir yaşam tarzını seçen, daha sonra bir süre İtalya'da yaşayarak yokluklar içinde ölen ressamımız, sanata kendini adayan az sayıdaki öncü kadın sanatçılarımızdan biridir.

Şahin Kaygun (1951-1992) Genç yaşta ölen Türk Fotoğraf sanatçısı, film yönetmeni. Fotoğraf alanında deneysel ve araştırmacı çalışmaları ile fotoğrafı bir sanat alanı olarak gündeme sokma çabasında olan sanatçılarımızdan. İstanbul Tatbiki Sanatlar Yüksek Okulu mezunu.

Oğuz Atay (1934-1977) Ankara Maarif Koleji, İTÜ İnşaat Fakültesi Mezunu. Mimarlık mühendislik Akademilerinde öğretim üyeliği yaptı. İlk eseri "Tutunamayanlar" 1971-1972'de yayınlandı. Bu eserle TRT 1970 Roman ödülünü kazandı. "Tehlikeli Oyunlar" (1973), "Korkuyu Beklerken", Bir Bilim Adamının Romanı" (Bu eser Hocası Mustafa İnan'ın Yaşamının romanlaştırılmasıdır) gibi önemli eserler bırakarak genç yaşta hayata gözlerini yumdu.

Jacques Blanchard (1600-1638) Fransız Ressamı. New York Metropolitan Müzesinde, Londra Cortauld İns. Müzesinde eserleri yer almaktadır. 38 yaşında ölmüştür.

Eva Hesse (1936-1970) Almanya/Hamburg doğumlu Amerikalı sanatçı. New York Guggenheim Müzesi başta olmak üzere Amerika, İngiltere ve Almanya'da sergiler düzenledi.

Graham Bell (1910-1943) Güney Afrika doğumlu İngiliz ressamı Manchester Sanat Galerisinde eserleri bulunmaktadır.

Rudolf Scwarzogler (1940-1969) Avusturyalı performans sanatçılarından ve sanat örgütçülerindendir. 29 yaşında ölmüştür.

Robert Campin (1406-1444) Çağının önemli Hollandalı ressamı. Prado-İspanya, Metropolitan-New York, Stadelsches Kunstinstitut-Frankfurt, Courtauld Institute of Art-Londra gibi dünyanın belli başlı müzelerinde eserleri yer almaktadır.

Martin Luther King (1929-1968) "Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik. Ama bu arada basit bir sanatı unuttuk; kardeş olarak yaşamayı" diyen ABD'li zenci din adamı, insan hakları savunucusu, özgürlük savaşçısı. 39 yaşında iken suikastle öldürüldü.

J. Kepler (1571-1601) Alman gökbilimci, matematikçi. 30 yaşında öldü.

Anatole France (1884-1924) Fransız yazar. 40 Yaş. "Alçak gönüllülük, kendi gerçek değerini anlamaktır."

G.J. Danton (1759-1794) Fransız devrimci, siyaset adamı. 35 yaş.

Kurt Cobain (1967-1994) Amerikalı undergraund punk rock grubu Nirvana'nın kurucusu ve şarkıcısı. "1991'de Geffen Record'dan çıkardıkları Nevermind sadece grubun değil, müzik endüstrisinin de kaderini değiştirdi. Artık grunge vardı. Albüm dünya çapında 10 milyon sattı, Smells Like Teen Spirit tüm zamanların en iyi şarkılarından biri olarak hafızalara kazındı… Kurt Cobain ve Nirvana, X Kuşağı diye tanımlanan mutsuz, düşünceli, tedirgin bir kuşağın temsilcisiydi." (Mehmet Tez, Radikal müzik,23 Kasım. 2002) 1994'te öldüğünde 27 yaşındaydı.

Bu yazı Devinim Sanat Dergisi için hazırlanmıştır.